Bazen insanın söyleyecek o kadar çok sözü olur ki, hiçbirini söyleyemez.
Boğazında düğümlenir kelimeler…
Bir türlü çıkmaz dışarı.
Anlatmak istersin, anlatamazsın.
Unutmak istersin, unutamazsın.
Gitmek istersin, gidecek bir yer bulamazsın.
Sonra kendi kendine sorarsın:
“Ne yapayım?”
Geçmişi mi unutayım?
Yaşadıklarımı yok mu sayayım?
Kırıldığım yerlerden hiç kırılmamış gibi mi yürüyeyim?
Gidenlerin ardından bakmadan mı devam edeyim?
Ne yapayım?..
İnsan bazen en çok kendisine yenilir.
Kimseye anlatamadığı acıları içinde büyütür.
Geceleri herkes uyurken kendi geçmişiyle konuşur.
Eski günleri tek tek hatırlar.
Bir yüz gelir aklına…
Bir ses…
Bir bakış…
Bir sokak…
Bir ev…
Bir zamanlar hayatının en güzel yeri olan bir yer, yıllar sonra yüreğinin en derin sızısı olur.
Ve yine sorarsın:
“Ne yapayım?”
Hayat, insana her zaman istediğini vermiyor.
Bazen beklediğini alıp götürüyor.
Bazen sevdiğini senden uzaklaştırıyor.
Bazen de insanın eline sadece hatıralar bırakıyor.
Ama hayatın en acı tarafı şu:
Bazı şeyleri değiştiremiyorsun.
Giden geri gelmiyor.
Geçen zaman geri dönmüyor.
Söylenmiş sözler geri alınmıyor.
Kırılan kalp, eskisi gibi olmuyor.
İşte o zaman insanın yapacağı tek şey kalıyor:
Kabullenmek…
Ama kabullenmek unutmak değildir.
Kabullenmek;
acının varlığını kabul edip onunla yaşamayı öğrenmektir.
Geçmişi sırtında taşımak yerine, ondan ders alıp yoluna devam etmektir.
Ben de bazen durup kendime soruyorum:
“Ne yapayım?”
Geriye mi döneyim?
Olmayanı oldurmaya mı çalışayım?
Artık benim olmayan kapıları yeniden mi çalayım?
Hayır…
Artık biliyorum.
Bazı kapılar kapanır ve insan o kapının önünde ömrünü tüketmemeli.
Bazen yürümek gerekir.
Nereye vardığını bilmeden…
Yolun sonunda ne olduğunu düşünmeden…
Sadece yürümek.
Çünkü insan yürüdükçe bazı yaralar susar.
Bazı acılar hafifler.
Bazı hatıralar yerini kabullenişe bırakır.
Belki de hayat dediğimiz şey budur.
Kaybettiklerinle yaşamayı öğrenirken, elinde kalanların kıymetini fark etmek…
Bugün hâlâ nefes alıyorsam,
hâlâ gökyüzüne bakabiliyorsam,
hâlâ bir dosta “nasılsın?” diyebiliyorsam,
hâlâ içimde birkaç güzel cümle kuracak kadar umut varsa…
Demek ki her şey bitmemiştir.
O halde…
Geçmişe teşekkür edip yoluma devam edeceğim.
Kırıldığım yerleri saklamayacağım.
Ama yaralarımı da hayatımın tamamı yapmayacağım.
Gidenleri sevgiyle uğurlayacağım.
Kalanlara sımsıkı sarılacağım.
Ve bir gün yine içimden
“Ne yapayım?”
diye bir ses yükselirse…
Kendime sadece şunu söyleyeceğim:
“Ayağa kalk…
Önünde hâlâ yaşayacağın günler var.”
Çünkü bazen insanın yapacağı en güzel şey,
hayata rağmen yeniden başlamaktır.
Ve belki de…
Ne yapacağımızı bilmediğimiz anlar,
hayatın bize yeniden bir yol çizdiği anlardır.