Dönüyorum... Gündüz gece demeden dönüyorum. Kimi zaman geçmişe, kimi zaman içimde susturamadığım hatıralara. Attığım her adım beni biraz daha bugüne getirirken, yüreğim yine dünlerin kapısını çalıyor.
Gündüz insanlar arasında yürüyorum; gülüyorum, konuşuyorum, hayatın akışına karışıyorum. Ama geceler olunca içimde sakladığım bütün duygular sessizce uyanıyor. Her yıldız bana bir hatırayı fısıldıyor, her rüzgâr unuttuğumu sandığım bir ismi kulağıma getiriyor.
Dönüyorum... Çünkü insan bazen ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, kalbinin bıraktığı yere geri dönüyor. Çocukluğunun geçtiği sokaklara, gençliğinin hayallerine, sevdiği insanların sesine, artık yerinde olmayan eski evlere... Beden bugünlerde yaşasa da ruh, dünlerin izini sürmeye devam ediyor.
Hayat bizi değiştirse de bazı özlemler hiç eskimiyor. Bazı yaralar zamanla kabuk bağlasa da izi silinmiyor. İnsan, en çok da içinde tamamlayamadığı cümlelere dönüyor. Söylenemeyen sözlere, yaşanamayan mutluluklara, yarım kalan vedalara...
Bazen kendi kendime soruyorum: "İnsan neden sürekli geriye döner?" Sonra cevabı yine yüreğim veriyor. Çünkü insanın en derin izleri, geçmişin toprağına düşüyor. O izler silinmiyor; sadece zamanın sessizliğiyle üzeri örtülüyor. Bir türkü duyunca, eski bir fotoğrafa bakınca ya da tanıdık bir koku hissedince o örtü kalkıyor ve hatıralar yeniden can buluyor.
Dönüyorum... Çünkü unuttuğumu sandığım insanlar hâlâ dualarımın arasında yaşıyor. Kimi bu dünyadan göçüp gitti, kimi yollarını benden ayırdı, kimi de kalbimde derin bir sessizlik bıraktı. Ama hepsinin bende bıraktığı bir iz, bir ders, bir hatıra var. İşte ben, o izlere dönüyorum.
Bazen Fırat'ın kıyısında geçen çocukluğuma dönüyorum. Toprağın kokusunu, rüzgârın sesini, büyüklerimizin nasihatlerini, dostlukların hesapsız yaşandığı günleri özlüyorum. O günlerde hayat belki daha zordu ama yürekler bugünkü kadar yalnız değildi. Bir selamın, bir tebessümün, bir kap çayın kıymeti vardı.
Şimdi zaman değişti. İnsanlar çoğaldı ama gönüller birbirinden uzaklaştı. Kalabalıkların içinde bile yalnız kalan nice insan var. Herkes bir yere yetişmeye çalışırken, kimse dönüp bir yüreğin yükünü sormuyor. İşte ben, gündüz gece dönüp dururken en çok da kaybolan o samimiyeti arıyorum.
Yine de umudumu kaybetmiyorum. Çünkü her gecenin sonunda bir sabah doğuyor. Her ayrılığın ardından yeni bir kavuşma ihtimali doğuyor. İnsan, nefes aldığı sürece yeniden başlamayı öğreniyor. Yaralarıyla yaşamayı, acılarından güç almayı ve düştüğü yerden yeniden ayağa kalkmayı başarıyor.
Ben de dönüyorum... Ama artık geçmişe teslim olmak için değil, geçmişten aldığım derslerle geleceğe daha sağlam yürümek için dönüyorum. Her gözyaşı bana sabrı, her özlem bana sevgiyi, her kayıp bana hayatın değerini öğretti.
Belki bir gün bu dönüşler huzura dönüşecek. İçimde taşıdığım bütün hasretler dinecek. O gün geldiğinde geriye baktığımda, yaşadığım hiçbir acının boşuna olmadığını anlayacağım. Çünkü insanı büyüten sadece sevinçleri değil; onu olgunlaştıran, sessizce taşıdığı acılarıdır.
O zamana kadar yürümeye devam edeceğim. Gündüz de gece de... Kalbimde umudu, dilimde duayı, yüreğimde sevgiyi taşıyarak. Çünkü biliyorum ki hayat, vazgeçmeyenlerin hikâyesini en güzel satırlarla yazar.