Ülkede ne zaman devletin ve milletin geleceğini ilgilendiren hayati derecede önemli bir konu gündeme gelmeye başlasa hiç vakit kaybetmeden ya bir proje adamı durduk yere çıkıp seccadeye basıyor ya da birileri çıkıp milletin aslında fiilen yaşamadığı ama söylem olarak uğruna ölecek kadar sevdiği dini veya milli duygular ile ilgili toplumda kutuplaşma yaratacak bir iki cümleyi kurarak gündemi değiştiriveriyor.

NATO zirvesi toplanırken ve ABD’li bir fonun ülkenin neredeyse tüm güvenlik hafızasına sahip olan ASELSAN’ı satın alacağı konuları gündeme gelmeye başlamıştı ki tam o arada bir komedyenin bir ay önce çekilen ancak yeni yayınlanan standup gösterisinde kullandığı cümleler bomba gibi düştü gündeme. Aynı bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın oylarında belirgin bir düşüş olmuşken bir anda Kemal Kılıçdaroğlu’nun gidip aynı bugün birçoklarının bam teline bastığı gibi durup dururken niye orada olduğu bile anlaşılmayan seccadeye ayakkabı ile basması olayı gibi.

Peki Deniz Göktaş olayı için sen ne diyorsun diyorsanız;

Samimiyet ile inanan ve inancı doğrultusunda hayatını yaşayan bu konuda maddi veya siyasi hiçbir çıkara inancını alet etmeyen ve güce değil inandığı değerlerin sahibinin gücüne gerçekten inanların bu gösteride kurulan cümlelerden rahatsızlık duyması gayet doğal ve saygı duyulacak bir hassasiyettir. Hangi dinden olursa olsun samimiyetle inancını hisseden ve yaşayanların bu hassasiyetlerinin kaynağı olan mukaddesatları için espri de olsa kurulan cümleler nedeni ile oluşan kırılganlığına saygı duymak ve ona göre davranmak gerekir diye düşünüyorum. Hiçbir özgürlük bir başkasının değerleri konusunda sınırsız olmamalı ve özgürlüğün de bir manevi kırımızı çizgisi olmalı bence.

Ancak burada şöyle bir durum var; bugün Deniz Göktaş konusunda isyan eden ve adeta yeri göğü inletenlerin çok ciddi bir bölümü Deniz Göktaş’tan çok daha ağır bir dille dini değerlere ait cümleler kurmalarına rağmen siyasi tarafgirlik ve güce karşı durmak yerine gücün gölgesinden mahrum kalmamak için susan ya da üstün körü bir iki cümle kuran samimiyetsiz bir kitlenin varlığını da görmezden gelmeyelim.

Mesela; Egemen Bağış’ın kurduğu cümleler Deniz Göktaş kadar dini değerlerle dalga geçmiyor muydu? Bolu da Ak Partili bir siyasetçinin Erdoğan Allah’ın sıfatlarını üzerinde taşıyor dediğinde İslamiyet’te en büyük günah olan Allah’a şirk koşulmamış mıydı? Erdoğan’a dokunmak Allah’a dokunmaktır diyerek siyaset yapan meczubu alkışlamak ya da sessiz kalarak onu onaylamak da şirk değil miydi? Ya da yasa dışı işleri dini değerlerin ardına saklanarak yapıp buradan servetlerine servet katmak daha az bir dini değerlere saldırı ve aşağılamak mıydı?

İşte asıl sorun Deniz Göktaş’ın kurduğu bence de yersiz, dikkatsiz ve özensiz cümlelerin yüce bir kitaba dine zarar verecek olması değil bu samimiyetsiz siyasal İslamcıların riyakâr tepkileri ve bir yerlere yaranmak için gösterdiği sahte hassasiyetlerini kullanarak ülkedeki gerçek gündemin üzerine perde çekilerek perde arkasında dönen dolapların, satışa çıkartılan hakların ve ülkenin gelecek planlarının birilerine peşkeş çekilmesinin karşısındaki yüksek perdeden çıkan seslerin arasındaki derin ve ihanet kokan kocaman sessizliktir.

Asıl sorun İslamiyet’in emri diye altı yaşında kızını şeyhinin koynuna sokan ahlaksızın yüzlerce kişinin tekbir sesleri ile cezaevinin önünde karşılanmasını seyredip klavye başında Deniz Göktaş’tan tüm bu olanların acısını almaktır.

Asıl sorun yıllardır Filistin ve Gazze’de yaşanan acılar üzerinden bolca siyaset yapıp, oradaki ölümlere ve dökülen gözyaşlarını kullanarak muhafazakâr olmayan ama muhafazakar konuşmayı seven kitleye siyaset yapıp ardından oradaki kanın dökülmesinde birinci derecede sorumlu olan Trump Efendiyi ağırlamak için devletin 18 Milyar parasını harcayıp, yolları kapatıp, binaların önüne renkli görseller asıp, güzergaha yabancılık çekmesinler diye Helenistik dönem ve Bizans esintili heykeller diken, devlet dairelerini tatil ederek Gazze’deki çocuklara kumbaralarındaki paraları bozdurarak gönderen çocuklara ellerinde çiçek ve bayraklar ile Trump efendiyi karşılatmak iki yüzlülüğü ve riyakârlığıdır.

Asıl sorun İslamiyet’i kalbinde değil ağzında yaşamaktır.