Günümüzün en büyük sessiz tehlikelerinden biri, farkında olmadan çocuklarımızdan uzaklaşmamızdır. Aynı evin içinde, aynı sofrada otururken bile birbirimize ne kadar yabancılaştığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz. Ekranların ışığı yüzlerimizi aydınlatırken, kalplerimiz karanlıkta kalıyor.
“Dizilere değil çocuklarınıza sarılın, onlara şefkat gösterin. Başka yerlerde şefkat aramasınlar. İşimizi çocuklarımıza göre ayarlamalıyız.”
Bu söz, sadece bir nasihat değil; bir çağrıdır. Bir uyanış, bir silkiniştir.
Çocuk dediğin; sevgiyle büyür, ilgiyle filizlenir. Bir çocuğun kalbinde sevgi eksik kalırsa, o boşluğu mutlaka bir şey doldurur. Ama o şey ne olur, kim olur, işte orası büyük bir bilinmezliktir. Bugün sokaklarda kaybolmuş gençlerin, yanlış yollara sapmış hayatların temelinde çoğu zaman eksik bırakılmış bir sevgi, yarım kalmış bir şefkat vardır.
Bizler hayatın telaşına kapılıp “çalışıyorum, onlar için uğraşıyorum” derken, aslında en çok ihtiyaç duydukları şeyi ihmal ediyor olabiliriz: Varlığımızı… Çünkü bir çocuk için en büyük zenginlik; pahalı oyuncaklar değil, annesinin şefkatli bakışı, babasının omzuna koyduğu güven veren elidir. Birlikte geçirilen bir akşam, içten bir sohbet, başını okşayan bir el… İşte bunlar bir çocuğun ruhunu inşa eder.
Ama mesele sadece sarılmak da değildir…
Mesele, gerçekten görmek ve gerçekten duymaktır.
Çocuklarımız bazen konuşmaz; ama içten içe haykırır. Bazen susar; ama anlaşılmak ister. Onların sessizliğini fark edemeyen bir dünya, onları yanlış seslerin kucağına bırakır. Sosyal medya, sokak, yanlış arkadaşlıklar… Hepsi birer “sahte şefkat” gibi görünür. Oysa hiçbir şey, bir annenin duasının, bir babanın ilgisinin yerini tutamaz.
Çocuk evinde sevgi bulamazsa, dışarıda arar. Ama dışarısı her zaman güvenli değildir.
İşimizi çocuklarımıza göre ayarlamak… Bu, fedakârlık değil; bir sorumluluktur. Belki bir mesaiyi erken bitirmek, belki bir akşamı tamamen onlara ayırmak, belki de sadece gözlerinin içine bakarak “Ben buradayım” demek… Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey budur.
Ve unutmayalım…
Çocuklar sadece söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı öğrenir.
Eğer biz sürekli ekrana bakıyorsak, onlar da bakmayı öğrenir. Eğer sevgiyi erteliyorsak, onlar da duygularını ertelemeyi öğrenir. Ama biz sarılmayı bilirsek, onlar da sarılmayı öğrenir. Biz dinlersek, onlar da anlamayı öğrenir.
Bir çocuğun karakteri nasihatlerle değil; şahit olduklarıyla şekillenir. Bu yüzden sadece “iyi insan ol” demek yetmez; iyi insanı ona yaşatmak gerekir. Evde kurulan her cümle, gösterilen her davranış, onların geleceğine atılan bir imzadır.
Belki de en büyük hatamız “nasıl olsa büyür” demektir…
Evet, büyürler. Ama nasıl büyürler?
Sevgiyle mi, yoksa eksiklikle mi?
Güvenle mi, yoksa kırgınlıkla mı?
İşte bu soruların cevabı, bugün bizim nasıl davrandığımızda gizlidir.
Unutmayalım ki;
Bir çocuğun kalbine dokunmak, bir dünyayı değiştirmektir.
Ve ihmal edilen her çocuk, aslında kaybedilen bir gelecektir.
Yarınların güçlü, merhametli, vicdanlı insanlarını yetiştirmek istiyorsak; bugün onların kalbine sevgi ekmeliyiz. Çünkü sevgi ekilmeyen bir kalpte, merhamet büyümez.
Gelin, biraz daha yavaşlayalım…
Biraz daha bakalım çocuklarımızın yüzüne…
Biraz daha dinleyelim onları…
Biraz daha sarılalım…
Çünkü bir gün büyüyecekler…
Ve biz ya onların en güzel hatırası olacağız,
ya da en büyük eksikliği…
Seçim, bugün bizim elimizde.
Dizilere değil, çocuklarınıza sarılın
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar