Kalabalıkların ortasında bile insan bazen kendini terk edilmiş hisseder.
Bir sokaktan geçerken herkesin bir yere yetiştiğini görürsün ama senin gidecek bir yerin yokmuş gibi gelir. İşte benim yalnızlığım da tam böyle başladı… Sessizce, kimse fark etmeden.
Benim yalnızlığım bir odanın köşesinde oturup saatlerce duvara bakmaktır.
Bir çayın buharında geçmişi görmek, eski bir şarkıda yarım kalan hayatı duymaktır.
Gece olunca daha da büyür yalnızlığım. Çünkü geceler insanın içine sakladığı bütün acıları ortaya çıkarır. Gündüz susturduğum ne varsa, gece yanıma oturur.
Yalnızlık bazen bir insan değil, bir ömür eksikliğidir…
Yanında insanlar olur, sofralar kurulur, sesler yükselir ama sen yine de kendini boş bir odada unutulmuş gibi hissedersin. Çünkü insanı yalnız yapan şey çevresindeki sessizlik değil, içinde cevap bulamadığı duygulardır.
Benim yalnızlığım biraz da geçmişe takılı kalmaktır.
Eski günleri düşündükçe içimde ince bir sızı dolaşıyor.
Bir zamanlar aynı gökyüzüne bakıp hayal kurduğum insanlar vardı. Şimdi o hayallerin yerinde sadece yorgun anılar kaldı. İnsan bazen geçmişi unutmak istemez; çünkü unutursa, yaşadıklarının gerçekten yaşanıp yaşanmadığından korkar.
Bazı insanlar yalnızlığı sever derler…
Ben sevmedim.
Ama alıştım.
Bir zamanlar içimi ısıtan sesler vardı. Bir “nasılsın” sözü bile insanı hayata bağlardı. Şimdi ise telefon sessiz, kapılar sessiz, hatıralar bile yorgun. İnsan en çok da unutulduğunu hissedince yalnız kalıyor.
Geceleri uyku girmez gözlerime…
Saat ilerledikçe düşünceler çoğalır.
Bir fotoğraf karesi gelir aklıma, yarım kalmış bir konuşma, tutulmamış sözler… İşte o an anlıyorum ki insanın kalbi kırılınca sesi çıkmıyor, sadece içi susuyor.
Ben artık kalabalıklarda kaybolmayı öğrendim.
Kimseye derdimi anlatmadan gülümsemeyi…
“İyiyim” deyip içimde kopan fırtınaları saklamayı…
Çünkü bazı acılar anlatıldıkça küçülmez, tam tersine insanın içine daha çok çöker.
Benim yalnızlığım öyle herkesin anlayacağı cinsten değil…
Kalbimin içinde sessizce yürüyen bir kış gibi.
Ne kadar gülmeye çalışsam da gözlerimin derininde hep bir eksiklik var. Çünkü bazı insanlar giderken sadece kendilerini götürmezler; insanın neşesini, hevesini, hatta geleceğe dair inancını da alıp giderler.
Bir pencerenin önünde yağmuru izlemek gibidir benim yalnızlığım.
Dışarıda hayat devam eder ama sen olduğun yerde kalırsın.
Ne tamamen gidebilirsin, ne de eskisi gibi yaşayabilirsin.
İnsan bazen kendi hayatında bile misafir gibi hissediyor kendini.
Bazen pencereyi açıp uzaklara bakıyorum.
Belki bir gün biri gelir de “Artık yalnız değilsin” der diye…
Ama sonra anlıyorum ki bazı bekleyişlerin dönüşü yok.
Ve insan en sonunda kendi sessizliğine sarılmayı öğreniyor.
Ve en kötüsü de şu…
Bir süre sonra yalnızlık insanın huyu oluyor.
Sessizlikten korkmaz hale geliyorsun.
Hatta biri hayatına yaklaşınca bile ürküyorsun; çünkü yeniden kaybetmek, ilk kaybedişten daha ağır geliyor.
Şimdi benim en yakın dostum anılar…
Bir de geceleri içimde yankılanan o derin sessizlik.
Kimse bilmez ama insan bazen konuşacak birini değil, sadece gerçekten anlaşılmayı ister.
Ama yine de içimin en derin yerinde küçücük bir umut taşıyorum.
Belki bir gün biri gelir de içimde yıllardır kapalı duran kapıları usulca açar.
Belki bir gün bu yorgun kalp yeniden inanmayı öğrenir.
Kim bilir…
Belki de insanı ayakta tutan şey, gerçekleşmeyecek olsa bile o son umuttur.
Benim yalnızlığım işte böyle…
Bir ömür boyu içimde taşıdığım görünmez bir yük gibi.
Ne tamamen bırakabiliyorum, ne de onunla yaşamaktan vazgeçebiliyorum.
Ve her gece aynı sessizliğe başımı yaslayıp kendi kendime şunu söylüyorum:
“Bazı insanlar kalabalıkta yaşar…
Bazıları ise sessizliğin içinde y
Benim yalnızlığım.
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar