Bir gün telefon çaldı içimde…
Numarası tanıdıktı aslında; vicdanımdan geliyordu.
Açtım… sessizlik.
Sonra o mekanik ses yankılandı ruhumda:
“Aradığınız insanlığa ulaşılamıyor…”
O an anladım; mesele hat çekmemesi değil, kalplerin çekmemesiydi.
İnsanlar birbirine bu kadar yakınken bu kadar uzak olmayı nasıl başardı?
Aynı sofrada oturup göz göze gelmeden kalkmayı,
Aynı şehirde yaşayıp birbirinin acısına yabancı kalmayı nasıl öğrendi?
Eskiden birinin kapısı çalındığında umut girerdi içeri,
Şimdi korku…
Eskiden bir selamın ağırlığı vardı,
Şimdi kelimeler hafif, niyetler ağır.
İnsanlık…
Bir zamanlar en değerli mirastı,
Şimdi unutulmuş bir eşya gibi kalbin en ücra köşesine atılmış.
Tozlanmış, sessiz, kırgın…
Bir çocuk ağlıyor sokak başında,
Kimse duymuyor.
Bir anne dua ediyor gecenin en karanlık yerinde,
Kimse amin demiyor.
Bir adam yıkılıyor içten içe,
Kimse “iyi misin?” diye sormuyor.
Çünkü artık kimse gerçekten bakmıyor,
Herkes sadece görüyor.
Ve belki de en acısı şu…
İnsanlık kaybolmadı aslında,
Sadece susturuldu.
Bir köşede bekliyor,
Ama kimse onu dinlemiyor artık.
Kalpler konuşmayı unuttu,
Kulaklar duymayı…
Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor.
Herkes haklı ama kimse merhametli değil.
Bir zamanlar birinin derdi,
Herkesin derdiydi.
Şimdi herkes kendi yarasını saklıyor,
Başkasının kanayan yerini görmemek için gözlerini kaçırıyor.
İnsanlık, belki de en çok kalabalıkların içinde yalnız kaldı…
Çünkü kalabalık olmak, birlikte olmak demek değilmiş.
Yan yana durmak, yürek yüreğe olmak değilmiş.
Bir mesaj yazıyoruz artık,
Ama bir gönle dokunamıyoruz.
Bir fotoğraf paylaşıyoruz,
Ama bir acıyı paylaşamıyoruz.
Gülüşler filtreli,
Ama gözyaşları gerçek…
Ve işte tam burada kopuyor hat…
Tam burada kesiliyor bağ…
Çünkü insanlık; gösterişte değil,
Gizli kalan iyiliklerde yaşardı.
Ve ben tekrar arıyorum insanlığı…
Belki bir tebessümde çıkar karşıma,
Belki bir yetimin başını okşayan elde,
Belki de birinin sessizce yaptığı iyilikte…
Ama hat sürekli meşgul…
Çünkü herkes kendini arıyor,
Kimse birbirini bulmuyor.
Ey insan!
Kendine sor bir an…
En son ne zaman birini gerçekten dinledin?
En son ne zaman bir yabancının derdi içini sızlattı?
En son ne zaman karşılık beklemeden bir iyilik yaptın?
Cevap veremiyorsan…
Bil ki sen de o ulaşılamayanlar listesindesin.
Ama hâlâ geç değil…
Çünkü insanlık, tamamen yok olmaz;
Sadece hatırlanmayı bekler.
Bir çocuğun başını okşadığında,
Bir yaşlının duasını aldığında,
Bir dostun yükünü omuzladığında…
İşte o an bir sinyal gelir.
Zayıf da olsa…
Kesik kesik de olsa…
Bağlantı kurulur.
Ve o tanıdık ses değişir bir gün:
“Aradığınız insanlığa ulaşıldı…”
İşte o gün…
Dünya biraz daha yaşanır olur.