İnsanoğlunun en büyük yanılgılarından biri, geçici olanı kalıcı sanmasıdır. Oysa dünya, bize ait olmayan bir sahnedir sadece. Üzerinde yürüdüğümüz toprak, dokunduğumuz eşya, sahip olduğumuzu sandığımız her şey; aslında bir misafirin odadaki eşyaya duyduğu yakınlıktan öteye geçmez. Ama biz, bu kısa misafirliği unutur, ebedi bir sahiplik duygusuna kapılırız.
İşte yanlışlık tam da burada başlar: Dünyayı gerçek zannetmekte…
Gerçek olan nedir? Değişmeyen, yok olmayan, eskimeyen… Oysa dünya; her an değişen, bozulan, elimizden kayan bir gölge gibidir. Bugün sevdiğin şey yarın senden kopar, bugün sana ait dediğin her şey bir gün senden alınır. Buna rağmen insan, gözünün önündeki bu faniliği görmezden gelir de, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sarılır hayata.
Bir ev alır, “benim” der. Bir makam elde eder, “ben kazandım” der. Birini sever, “hep benimle kalacak” der. Ama ne ev kalıcıdır, ne makam, ne de insan… Hepsi bir gün sessizce çekip gider. Geriye ise sadece yapılanlar, yaşananlar ve kalpte birikenler kalır.
Belki de en büyük yanılgı, bu dünyayı amaç sanmaktır. Oysa dünya bir araçtır; bir imtihan, bir geçiş kapısı… Burada ne kadar kaldığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir. Ama biz çoğu zaman yönümüzü şaşırırız. Sonsuzluğu unutup geçiciye yatırım yaparız. Ruhumuzu ihmal eder, bedenimizi büyütürüz. Kalbimizi aç bırakır, cebimizi doldururuz.
Ve gün gelir… İnsan bir köşede kendiyle baş başa kalır. O zaman anlar aslında neyin gerçek, neyin yanılsama olduğunu. Ama çoğu zaman bu fark ediş, çok geç gelir.
Dünya, bir rüya gibidir. İçindeyken gerçek sanırsın. Oysa uyanınca anlarsın… Hiçbir şey sandığın kadar kalıcı değildir.
Ama insanın en derin yanılgısı, zamanın kendisine ait olduğunu sanmasıdır. “Daha var” der, “sonra yaparım” der. İyiliği erteler, sevgiyi geciktirir, affetmeyi zor bulur. Oysa zaman, kimseye ait değildir. Bir nefesliktir hayat… Ve o nefesin ne zaman kesileceği bilinmez.
Nice insanlar vardır ki yarınları planlarken, bugünün son nefesini verir. Nice sözler vardır söylenmeden kalır, nice sevgiler vardır gösterilemeden toprağa gömülür. İşte o an, insan dünyayı gerçek sandığı için kaybettiklerini anlar… Ama artık geri dönüş yoktur.
Dünya, aldatıcı bir sessizlikle insanı oyalarken; hakikat hep bir köşede sabırla bekler. Onu fark edenler azdır. Fark edenler ise artık dünyaya başka gözle bakar. Sahip olmak yerine emanet bilmeyi öğrenirler. Tutunmak yerine bırakmayı… Hırs yerine şükretmeyi…
Çünkü anlarlar ki; bu dünya ne başlangıçtır ne de son… Sadece bir duraktır.
Asıl gerçek, bu dünyanın ötesindedir. Ve insan, o gerçeği unuttuğu sürece hep eksik yaşayacaktır.
Yanlışlık, dünyayı gerçek zannetmekte…
Hakikat ise, onun geçiciliğini fark edebilmekte saklıdır.