İnsan bazen gökyüzüne bakıp kendi kendine soruyor:
“Felek bize ne zaman gülecek?”
Çünkü ömür dediğin şey, herkes için aynı başlamıyor.
Kiminin avuçlarına bahar bırakılıyor,
Kiminin kaderine ise dikenler yazılıyor.
Biz bazı mutluluklara hep uzaktan baktık…
Bir trenin ardından el sallayan yolcu gibi.
Sevdaya geç kaldık,
Dostluğa kırıldık,
Hayata tutunmak isterken hayat elimizi bıraktı.
Ne zaman umut etsek,
Bir yerden eksildik.
Bazılarının yolu ışıklıydı…
Bizimkisi ise hep yağmurlu sokaklardan geçti.
Daha çocukken büyümeyi öğrendik.
Omzumuza yaşımızdan ağır dertler yüklendi.
Bir yanımız hep sustu,
Bir yanımız ise, kimse duymasa bile, içten içe haykırdı.
Kim bilir kaç geceyi uykusuz geçirdik…
Kaç defa kimseye belli etmeden gözyaşı döktük…
İnsan bazen derdini anlatacak bir omuz bile bulamıyor.
Kalabalıkların içinde yürürken bile yalnız hissediyor kendini.
İşte o zaman insan,
Feleğin kendisine küstüğünü düşünüyor.
Bazı insanlar şansla doğar…
Biz ise sabırla yaşamayı öğrendik.
Bir lokma ekmeğin kıymetini,
Bir sıcak sözün değerini,
Bir dostun yokluğunda anladık.
Çünkü yokluk, insana en ağır öğretmendir.
Öyle zamanlar oldu ki…
Cebimiz boştu ama derdimiz fazlaydı.
Gülmeye çalışırken bile içimiz kanıyordu.
Birilerine yük olmamak için susuyorduk.
Kimse anlamasın diye yaralarımızı gecelere saklıyorduk.
Ama geceler…
İnsanın en dürüst aynasıdır.
Herkes uyurken,
İnsan kendiyle baş başa kalır.
Sustuğu ne varsa gelir, oturur yüreğine.
İşte o an anlıyor insan:
En büyük savaşın dışarıda değil,
Kendi içinde olduğunu…
Yine de insanın içinde garip bir inat yaşıyor…
Her şeye rağmen yarını bekleyen bir umut.
Belki bugün olmadı diye,
Yarın da olmayacak değildir.
Belki felek bizi yıllarca sınadı,
Ama bir gün yorgun düşüp bize de güler.
Belki bizim payımıza geç gelen mutluluk düştü…
Belki kader bizi aceleyle değil,
Sabırla olgunlaştırmak istedi.
Çünkü bazı insanların hikâyesi kolay yazılmaz.
Onlar acıyla yoğrulur,
Hasretle büyür,
Yoklukla güçlenir.
Hayat bize hep bir şeyler eksik verdi…
Tam sevecekken ayırdı,
Tam güvenirken kırdı,
Tam tutunmuşken düşürdü.
Ama buna rağmen içimizde küçücük de olsa bir iyilik kaldı.
İşte insanı insan yapan da budur:
Bütün karanlığa rağmen içindeki ışığı söndürmemek…
Bir gün dönüp geçmişimize baktığımızda,
En çok da pes etmeyişimize şaşıracağız.
Çünkü insan bazen kendi yarasına rağmen başkalarına merhem oluyor.
İçi paramparça olduğu hâlde,
Bir başkasına, “İyi olacaksın.” diyebiliyor.
İşte gerçek güç budur…
Yıkıldığı yerden yine kalkabilmek.
Her şeye rağmen kalbini taşlaştırmamak.
İhanet görüp yine sadık kalabilmek.
Kırılıp yine sevebilmek…
Belki de felek,
En çok sabredenleri geç ödüllendiriyordur.
Belki çektiğimiz her acı,
Bir gün içimize doğacak huzurun bedelidir.
Kim bilir…
Belki bugün ağladığımız yerlere,
Yarın tebessümle bakacağız.
Felek bazen acımasızdır…
İnsanı en sevdiği yerden vurur.
Tam gülerken susturur,
Tam kavuşmuşken ayırır.
Ama yine de hayatın garip bir huyu vardır:
En karanlık gecenin ardından sabah getirir.
Belki biz çok yorulduk…
Belki içimizde konuşmaktan vazgeçmiş yaralar var.
Ama hâlâ kalbimiz atıyorsa,
Hâlâ bir şarkı duyunca dalıp gidiyorsak,
Hâlâ birinin duasında yer bulabiliyorsak…
Demek ki umut tamamen ölmemiştir.
Ve belki bir gün…
Gerçekten bir gün…
Kapımızı mutluluk çalacak.
Yüzümüz ilk kez korkmadan gülecek.
İçimizdeki o ağır sessizlik dağılacak.
O zaman diyeceğiz ki:
“Demek felek, bizi tamamen unutmadı…”
Ve o gün geldiğinde,
Biz en çok kaybettiklerimizi hatırlayacağız.
Çünkü insan mutluluğun değerini,
En çok acıyla öğreniyor.
Felek bize gülecek mi?
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar