Toplumdaki gerçek virüsler, mikroskopta görünenler değildir bazen…
Asıl tehlike; insanın içine yerleşen, vicdanı çürüten, merhameti öldüren görünmez karanlıklardır.
Çünkü insanı hasta eden yalnızca beden hastalıkları değildir.
Bir toplumun ruhunu çökerten şey; sevgisizliktir, bencilliktir, ihanettir, adaletsizliktir.
Bugün sokaklara bakıyorsun…
Herkes birbirine yakın ama kimse kimsenin yanında değil.
Kalabalıklar içinde büyüyen yalnızlık var.
İnsanlar artık birbirinin gözlerine değil, çıkarlarına bakıyor.
Bir selamın bile hesapla verildiği bir çağdayız.
İşte gerçek virüs tam da burada başlıyor…
Bazıları yalanı alışkanlık yapmış,
Bazıları insan kırmayı marifet sanmış.
Kimisi makam uğruna karakterini satmış,
Kimisi para için vicdanını gömmüş.
Ve ne acıdır biliyor musun?
Bu virüslerin ilacı eczanelerde satılmıyor.
Çünkü en büyük salgın;
İnsanın insanlıktan çıkmasıdır.
Eskiden insanlar fakirdi ama gönülleri zengindi.
Şimdi cepler dolu, kalpler harabe…
Kimse kimsenin acısını taşımıyor artık.
Bir çocuğun gözyaşı birkaç saniyelik haber oluyor,
Bir annenin feryadı gürültünün içinde kayboluyor.
Sonra herkes hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.
Toplumdaki gerçek virüsler;
İnsanları birbirine düşüren kindir…
Kardeşi kardeşe yabancı eden öfkedir…
Kadını susturan korkudur…
Çocuğun umutlarını çalan düzendir…
Güçsüzü ezen kibirdir…
Ve en tehlikelisi de;
Haksızlığa alışmış sessizliktir.
Çünkü bir toplumda kötüler kadar,
İyi insanların suskunluğu da felaket getirir.
Bugün merhamet eksiliyor…
Sadakat tükeniyor…
Güven her geçen gün biraz daha ölüyor.
İnsanlar artık yaralarını saklıyor çünkü kimse kimsenin derdini gerçekten dinlemiyor.
Herkes konuşuyor ama kimse anlamıyor.
Oysa toplumları ayakta tutan beton değil, vicdandır.
Bir ülkeyi güçlü yapan binalar değil, ahlaklı insanlardır.
Eğer bir gün merhamet tamamen ölürse,
En modern şehirler bile koca bir enkaza dönüşür.
Ve artık öyle bir zamana geldik ki…
İnsanlar hastalığı dışarıda arıyor,
Ama çürüme çoktan içeride başlamış oluyor.
Bir bedenin ateşi yükseldiğinde herkes telaşa kapılıyor da,
Vicdanlar yanarken kimsenin sesi çıkmıyor.
Bugün en büyük yoksulluk ekmek değil;
Sevgi yoksulluğudur.
İnsanlar sofralarını büyüttü ama gönüllerini küçülttü.
Paylaşmayı unuttular…
Birbirine omuz olmayı unuttular…
Hatta bazıları insan olmayı bile unuttu.
Bak etrafına…
Bir baba geçim derdiyle sessizce çöküyor,
Bir anne çocuklarının geleceği için geceleri ağlıyor,
Bir genç hayallerini mezara gömüp yaşamaya çalışıyor.
Ama kimse bunları görmek istemiyor.
Çünkü bu çağda acıya değil, gösterişe değer veriliyor.
Artık iyilik bile reklamla yapılıyor.
Samimiyetin yerini sahte gülüşler aldı.
Dostluklar menfaate döndü,
Aşklar bile çıkar hesabına yenildi.
Ve insanlar fark etmeden birbirlerinin ruhunu tüketmeye başladı.
İşte toplumdaki gerçek virüs budur…
İnsanı yavaş yavaş insanlığından uzaklaştıran o görünmez karanlık…
Bir zamanlar büyükler “Kul hakkı” diye korkardı.
Şimdi insanlar birbirinin hayatını karartıp geceleri rahat uyuyor.
Yalan normalleşti…
İhanet sıradanlaştı…
Vicdan ise sessiz bir mezara gömüldü.
Ve bazı insanlar yürüyen bir karanlık gibi dolaşıyor aramızda…
Girdiği her yeri kirletiyor,
Dokunduğu her kalbi yoruyor,
Umutları çürütüyor.
Ama unutulmasın…
Gerçek virüsler bazen insan suretinde dolaşır.
Ellerini değil, umutları kirletirler.
Bir bedeni değil, bir nesli hasta ederler.
Oysa hiçbir virüs,
İçinde merhamet taşıyan bir insan kadar güçlü değildir.
Çünkü merhamet iyileştirir…
Sevgi ayağa kaldırır…
Vicdan karanlığı parçalar.
Bir toplumun kurtuluşu;
Ne yalnızca teknolojiyle olur,
Ne de yüksek binalarla…
Toplumları kurtaran şey;
Birbirine sah