Gebze'den, İstanbul'da en favori toplu taşıma aracım olan Marmaray ile Üsküdar'a geldik. Üsküdar'dan Haliç vapuruna bindik, Boğazı ve Haliç seyrederek Balat Limanı'nda güzel bir iskelede indik.

Balat sokaklarına girmeden, sahilde iki yol arasında kalmış Yusuf Şucaeddin Ambari Camii ile gezimize başladık.


Fatih devri ulemalarından Yusuf Şücaüddin Ambari tarafından mescit olarak yapılan yapının inşa tarihi bilinmiyor. Bu caminin hemen yanından Balat Kapısı Sokak’tan, Balat’a giriş yaptık.

Leblebiciler sokağına yöneldikten sonra sokakta küçük bir dükkânın önündeki kalabalığı görünce oraya doğru yöneldik. Sevda Gazozcusu tabelası önünde biz de durduk. Dört beş kişinin ancak sığabileceği dükkândan bir gazoz alabilmek için sırada beklemeye başladık.

Dükkânın ön vitrininde onlarca şişelerde gazoz size bakıyor. Renkli renkli gazozlardan hangisini alacağımıza karar vermek çok zor. Ama ben her zaman renk demek yapay demek olduğu için sade gazozda karar vermiştim. Gazoz şişelerimizle dışarı çıktık.

Herkesin yaptığı gibi biz de şişelerimiz ile fotoğrafımızı çektirdik.

Sonra yarısını içtiğimiz ve elimizde yük olan şişeleri çöpe attık. "Ne farkı var?" diye sorunca o gazozu oradan almanın dışında bir farkının olmadığını gördük.
Leblebiciler Sokak'tan Balat Ermeni Kilisesi’ni dışarıdan gördükten sonra hemen arkasındaki 1560’li yıllarda Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş olan Ferruh Kethuda Camii’ni ziyaret ettik.

Sade, içten kubbeli ve ahşap çatılı camiden çıkarak Çınçınlı Çeşme Sokağı takip ederek Sunullah Efendi Sokak'tan Balat’ın üstlerine doğru çıktık. Nihayet Pastırmacı Yokuşu’nu bulduk ve buradan Haliç’i seyrederek, Sultan Çeşmesi Caddesi’ne aşağıya doğru indik.


Cadde üzerinde, binaların arasına sıkışıp kalmış sahabe-i kiramdan Hz. Abdullah el Ensari türbesinde bir Fatiha okuyarak, Sancak Hacı İsa Camii’ni ve minaresi tuğla olduğu halde ismi Tahta Minare Camii olan, küçük camii görerek yolumuza renkli evler, süslü kapılar ve pencereler eşliğinde Vodina Caddesi boyunca devam ederek renkli merdivenlere geldik.


Balat Renkli Merdivenler aslında sıradan, bir üst sokağa çıkmak için kullanılan merdivenlerin, canlı renklerle boyanması ve sonrasında renkli fotoğraflar için cazibe yeri olması ilgiyi çoğaltmış. Merdivenlerin her noktasında fotoğraf çekilmek isteyen insanların arasından Merdivenli Mektep Sokak'a çıktık.


Fatih’in İstanbul’u fetih ettikten sonra Osmanlı himayesinde yüzyıllarca özerk olarak faaliyetlerini sürdüren Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi’nin ve Fener Rum Okulu’nun vapurdan gördüğümüz devasa ve göz alıcı kırmızısıyla, muhteşem binasının yanında idik. Özel Fener Rum Okulu, 1454 yılında İstanbul’un Fener semtinde kurulmuş, tarihin en eski ve en görkemli okullarındandır.

Günümüze kadar ulaşan görkemli bu bina 1880-1882 yılları arasında mimar Dimadis tarafından inşa edilmiş. Bu görkemli binayı da fotoğrafladıktan sonra yolumuza devam ettik.

Nişancı Cafer Çelebi tarafından 1515 yılından mescit olarak yaptırılmış Tevkii Cafer Cami ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi isimli eserinin eğitimi gayesiyle 1844 yılından kalma Mesnevihane’yi ve çevresini de görerek, Sancaktar Yokuşundan sahile doğru inmeye başladık.


Sancaktar Yokuşu’nun başındaki Baraka Balat Cafe’nin yeşil boyalı binası ve ahşap merdiveni ilgi çekerken, yokuşu ikiye ayıran yolun ortasındaki 3 katlı oval şekilde yapılmış ve terk edilmiş halde bulunan taş bina da fotoğraf çekilen yerlerin başında geliyor.


Sahildeki Demir Kilise’nin görkemli binasını da görerek Balat'taki renkli gezimizi, tramvayla Eminönü’ne gelerek bitirdik.