Son günlerde iyice yüksek perdeden Recep Tayyip Erdoğan sonrası Türkiye’yi tasarlamak adına ortaya atılan ve Erdoğan Ailesinin hükümranlığını devam ettirmek ana fikrine sadakatle bilinçli olarak sürekli dillendirilen Bilal Erdoğan ile yeni bir döneme özlem ve istek duyanların toplumun gündemine sakince ama bir o kadar da ısrarla serpiştirdiği bir tartışma konusu var.
Recep Tayyip Erdoğan sonrasında ülke Bilal Erdoğan’a mı emanet edilecek?
Şu çok nettir ve bilinmelidir ki;
Öncelikle bu ülke kimsenin kimseye emaneti değildir emanetin ömrü azdır bu ülke kanla ve gözyaşı ile kurulan büyük bir varoluş ve kurtuluş destanının fiziki sınırlar ile can bulmuş halidir ve emanet edilmeden kimseye insanlık tarihi kadar yaşayacaktır.
Bu talep ve istek teknik olarak da kavramsal olarak da çok net bir hanedanlık talebidir ve her hanedanlık talebinin beraberinde sonu sancılı ve dramatik biten bir taht kavgası hikayeleri ortaya çıkardığını unutmamak gerekir.
Malumunuz olduğu üzere bu hikayelerin ayak seslerini son yıllarda Türkiye siyasetinde yaşanan ve iktidar gücü ile sürekli üzeri örtülen ancak mızrağın çuvala sığmaması nedeni ile sürekli ortalığa dökülüp saçılan olaylar ve hesaplaşma şekillerine akli meleksi yerinde olan herkesin vakıf olduğunu biliyoruz.
Önce sahaya sürülen ama sonu boğazda bir teknede korumalar tarafından korunamadığı için hikayesi başlarken biten damat senaryosunun ardından itibarı bir mafya babası tarafından çizik, çizik edilen , Murat Karayılan’ı bin bir parçaya bölecekken bu teröristin sahibine selam çakmak zorunda kalan dönemin bıçkın iç işleri bakanın ardından ülkenin tüm sır perdelerinin ardını bildiği varsayılan zatın kendi ağzından dökülen cümleler ile ülke dış politikasında olanlar ve olmuş gibi anlatılanlardan milleti haberdar etmesi ile aslında yerli ve milli uçağımızın motorunun yersiz ve gayri milli olduğunu ilan ederek sahadan törenle çekilen muhteremden sonra önündeki taşlar ya da koca başlar özenle ve güzelce temizlenen Bilal Erdoğan elindeki yay ve oklar ile hedefe doğru yönelmiş gibi duruyor.
Yüz yıllık Demokrasimizin, iktidar sevdası vatan sevdasının önüne geçmiş olan bir kesimin özlemi çektiği ve halka tek çareymiş gibi dayatılmak istediği ve bunun için hunharca bir çaba içerisinde olduğu Hanedanlık sistemine belki de en ağır basan tarafı bu tarz dramatik hikayeler yerine hak, hukuk, adalet ve halk iradesi ile yazılan hikayelere vesile olmasıdır.
Demokrasinin tadını almış, iradesi ile idare edilmeyi benimsemiş ,oy hakkının kutsallığına inanmış ve en mühimi ülkesinin eşit yurttaşı olmayı yaşam standardı haline getiren insanları bir süreliğine türlü hassasiyetleri cilalayıp hatta yok olacağına ikna etmekle de olsa iktidarı kendilerine verdi diye bundan sonrası için ebediyen ülkesinin eşit yurttaşı olmak yerine padişahının emre amade kulu olmayı kabul edeceğini düşünmek tarihi bir yanılgı ve geri dönüşü sancılı olan vahim bir hata olacaktır.
Bu tür tartışmalar bilinçli ve sistematik olarak çıkartılan ve babadan oğula değil vatandaşın sandığa attığı oy ile yönetilmek isteyen milyonların iradesini kendisine bir hükümdar seçip ona kul olmayı yeğleyen azınlığın tahakkümü altına sokma girişiminin birer parçasıdır. Bu konunun tartışılması dahi yüz yıllık Cumhuriyet ve Demokrasi geleneğimize zarar verecek ama asla onu sekteye uğratması mümkün olmayan bir tutumdur, bu tutumdan ısrarla ve derhal vazgeçilmelidir.
Bu konuyu ‘’Bunda ne var ki zaten Bilal Erdoğan da aday olacak ve seçimle iktidar olacak eğer olacaksa’’ diyenlerin milletin önüne koyup bunu bir demokratik yarışa ortak olma ve demokratik bir hakkı kullanmak gibi kamufle ederek aslında millete dayattığı adaylarına yine istismar edecekleri duygular ile basmaya zorladığı evet mührü ile legal hale getirmeye çalışanlar bilmelidir ki ; Hanedanlık ne bu yolla meşrulaşacak ne de Cumhuriyetin iliklerine kadar işlediği millet nezdinde bir karşılığı olacaktır. Bunu istemek öte yana dursun düşünmek bile art niyet, bununolması için çaba göstermek ise saflık değilse ihanettir.