Hayatta en çok kırıldığımız anlar, çoğu zaman değerini bilmediğimiz insanlarla ilgilidir. Onların varlığını sıradan bir nefes gibi görür, yokluğunu fark ettiğimizde ise zamanın geri gelmeyeceğini anlarız. Kadrini bilemediğimiz insanlar, bize sessizce ışık tutan, gölgemize ortak olan, hayatın küçük ama anlamlı köşelerinde yanımızda duranlardır. Onları kaybettiğimizde ya da uzaklaştıklarında geriye sadece bir boşluk ve pişmanlık kalır.
Ne zaman değerini anlamayı erteliyoruz, işte o zaman hayat bize dersini sertçe veriyor. Belki bir gülüşünü, belki bir sözünü, belki de bir bakışını… Her küçük anın aslında büyük bir armağan olduğunu göremiyoruz. İnsanlar bize birer hediye gibi gelir, ama biz o hediyeyi paketinden çıkarmadan, üzerinde yazan ismi okumadan, sadece varlığını sıradan bir şeymiş gibi kabul ederiz. Sonra o insan gitmek zorunda kalır; giderken ardında sessiz bir fırtına bırakır ve biz, “keşke”lerle dolu bir günün içinde kayboluruz.
Kimi zaman farkına varırız ama iş işten geçmiştir. Oysa her an, değerini bildiğimiz insanların bize kattığı küçük mutluluklar birikir ve hayatımızı sessizce güzelleştirir. Belki bir dostun kahvesi, belki bir arkadaşın omuzu, belki de sevgilinin gözlerindeki anlayış… Bunlar, yaşamın en sessiz ama en sağlam köprüleridir. Kadrini bilemediğimiz zaman ise o köprüler yavaş yavaş çöküp gider ve geriye sadece hatıralar kalır; hatıralar da çoğu zaman acıtır.
O yüzden insanlara değer vermek, onları takdir etmek ve kadrini bilmek bir erdemdir ama çoğu zaman ihmale uğrar. Bugün yanında olduğumuz insanlara, yarının belirsizliğini hatırlatarak, küçük bir teşekkür, bir gülümseme, bir söz… Bunlar belki de hayatta verebileceğimiz en büyük hediyedir. Çünkü bir insanın kıymetini bilmek, onun varlığıyla yaşamayı anlamak ve onu kaybetmeden fark etmek demektir.
Ama insan bazen hayatın telaşına kapılıp en kıymetli olanı unutur. Günler geçer, sözler yarım kalır, sarılmalar ertelenir. Oysa insanın kalbine dokunan şeyler büyük hediyeler değil, küçük ama samimi anılardır. Bir hal hatır sormak, içten bir dua etmek, “iyi ki varsın” diyebilmek… İşte bunlar, insanın kalbinde yıllarca solmayan izler bırakır.
Ne yazık ki çoğu zaman bunu fark ettiğimizde zaman çoktan başka bir yola girmiş olur. Gidenin ardından söylenen sözler, keşke daha önce söylenseydi diye içimizi yakar. Çünkü bazı insanlar vardır; hayatımıza sessizce girer ama bıraktıkları iz bir ömür silinmez. Onların değeri yokluklarında daha ağır hissedilir.
Bu yüzden hayatın içinde yürürken, yanımızda yürüyen insanları fark etmek gerekir. Onların kıymetini bilmek, varlıklarını bir alışkanlık gibi değil bir nimet gibi görmek gerekir. Çünkü insan değer gördüğü yerde kalır; sevildiğini hissettiği yerde kök salar.
Belki de hayatın en büyük zenginliği; arkamızdan güzel hatıralar bırakabilmek ve yanımızdaki insanların kalbinde bir iyilik olarak yaşayabilmektir. Bir gün herkes bu dünyadan geçip gidecek ama geride bıraktığımız sevgi, saygı ve hatıralar konuşmaya devam edecek.
O yüzden gelin, geç olmadan birbirimizin kıymetini bilelim. Kırmadan, incitmeden, yarın pişman olmayacağımız sözler söyleyelim. Çünkü bazen bir insanın kalbini kazanmak bir ömür sürer; ama onu kaybetmek sadece bir an alır.
Ve unutmayalım…
Hayatta en büyük zenginlik, yanımızda olan insanların kıymetini zamanında anlayabilmektir.
Kadrini bilemediğimiz insanlara gelsin bu yazı; belki bir kalbe dokunur, belki bir gönlü hatırlatır, belki de bir insanın değerini kaybetmeden anlamamıza vesile olur. İnsanları sevin, değerini bilin; çünkü kimseyi ikinci bir şansa bırakacak kadar zamanımız yok. Ve unutmayın; bir insanın varlığı en büyük hazinedir. Ama kadrini bilmediğinizde, işte o hazine sessizce elinizden kayıp gidiyor.
Kadrini bilemediğimiz insanlara gelsin
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar