"Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun."
Bu sözün gerçekten Che Guevara'ya ait olup olmadığı belki tartışılabilir. Fakat bazı sözler vardır ki sahibinden bağımsız olarak insanın içine işler. Çünkü onlar bir kişiyi değil, bir gerçeği anlatır.
İnsan hayatı boyunca alkış arar.
Yaptığı işin görülmesini...
Verdiği emeğin fark edilmesini...
Söylediği sözün değer bulmasını ister.
Fakat zaman geçtikçe anlar ki en ağır mahkeme ne insanların mahkemesidir ne de tarihin.
En ağır mahkeme, gece başını yastığa koyduğunda kendi vicdanının karşısında verdiği hesaptır.
Bugün dünyaya baktığımızda çoğu insanın gerçeği savunmadığını görüyoruz.
İnsanlar doğru olduğuna inandıkları şeyi değil; alkış getirecek şeyi söylüyor.
Haklı olanın yanında değil, güçlü olanın yanında duruyor.
Kalabalığın peşinden gitmek cesaret istemez.
Cesaret; bazen tek başına kalacağını bile bile gerçeğin yanında durabilmektir.
Belki bu yüzden bazı insanlar yaşarken anlaşılmaz.
Onlar kalabalığa benzemezler.
Sürekli soru sorarlar.
Sürekli düşünürler.
Sürekli rahatsız olurlar.
Düzenin yanlışlarını görürler ve susamazlar.
Kimi zaman idealist denir.
Kimi zaman hayalperest.
Kimi zaman asi.
Ama yıllar sonra dönüp bakıldığında insanların hatırladığı şey onların ne kadar sevildiği değil; ne kadar samimi olduklarıdır.
Bana zaman zaman şakayla karışık "Che Guevara" diye seslenenler olur.
Ben bunu bir siyasi benzetme olarak değil, başka bir anlamda kabul ederim.
Çünkü mesele sakal, bere ya da devrim romantizmi değildir.
Mesele; insanın rahatını değil vicdanını seçmesidir.
Yanlış gördüğüne itiraz edebilmesidir.
Menfaatin önüne ilkelerini koyabilmesidir.
Belki herkes tarafından sevilmeyebilirsin.
Belki herkes seni anlamayabilir.
Belki verdiğin mücadelelerin karşılığını hemen göremeyebilirsin.
Ama günün sonunda aynaya baktığında gözlerini kaçırmıyorsan, işte o gün kaybetmemişsindir.
"İnsan bazen dünyayı değiştiremez ama dünyaya rağmen kendini koruyabilir."
"Ben insanların beni nasıl hatırlayacağını değil, vicdanımın beni nasıl yargılayacağını düşünerek yaşamayı seçtim."
Ben alkışlanmayı değil, anlayabilmeyi...
Haklı çıkmayı değil, doğru kalabilmeyi...
Kalabalıkların önünde yürümeyi değil,
vicdanımın karşısında dimdik durabilmeyi tercih ederim.
Çünkü takdir edilmeyen doğrular vardır.
Ama vicdan karşısında savunulamayan yanlışlar da vardır.
Ve insan, hayatının sonunda insanların alkışlarını değil; vicdanının sessiz hükmünü yanında götürür.