Bir akşam vaktiydi. Gün yavaş yavaş çekilip giderken, sessizlik odanın her köşesine sinmişti. Pencerenin önünde oturmuş uzaklara bakarken kendimi bir anda hatıraların içinde buldum. Yıllardır üzerini örttüğümü sandığım anılar, birer birer gün yüzüne çıkmaya başladı.
Hatıralara daldım...
Kimi zaman bir çocukluk gülüşü geldi aklıma, kimi zaman yarım kalmış bir sevdanın sızısı. Bir zamanlar yanımda olan insanlar geçti gözlerimin önünden. Kimi şimdi çok uzaklarda, kimi ise bu dünyadan göçüp gitmişti. Ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, insanın yüreğinde bazı izler hiç silinmiyormuş.
Eski günlerin sokaklarında dolaştım hayalimde. Tozlu yolları, sıcak dostlukları, içten gülüşleri yeniden yaşadım. O günlerde sahip olduğum şeylerin kıymetini belki de yeterince bilememiştim. İnsan bazen kaybettiklerinin ardından anlıyor elindekilerin değerini.
Bir fotoğraf karesi gibi geçti yıllar gözlerimin önünden. Kimi anılar yüzümde buruk bir tebessüm bıraktı, kimileri ise gözlerimi nemlendirdi. Çünkü hatıralar sadece geçmiş değildir; bazen insanın en derin yarası, bazen de en güzel tesellisidir.
Hatıralara daldıkça anladım ki geçen yıllar insanı değiştirse de yüreğinde sakladığı bazı duyguları değiştiremiyor. Özlem aynı özlem, sevgi aynı sevgi olarak kalıyor. Zaman yalnızca onların üzerine ince bir sessizlik örtüyor.
Bazı geceler vardır ki insan uyuyamaz. Başını yastığa koysa da zihni geçmişin yollarında dolaşır durur. Bir zamanlar duyduğu bir ses, bir bakış, bir söz gelir aklına. O anlar yeniden yaşanıyormuş gibi olur. İşte o zaman insan, hatıraların aslında hiçbir yere gitmediğini anlar. Onlar yüreğin en derin köşesinde sessizce beklerler.
Kimi zaman eski bir şarkı çalar kulaklarımda. Bir anda yıllar öncesine giderim. Aynı duygular yeniden canlanır içimde. Bir zamanlar kurulan hayaller, edilen dualar, beklenen yollar gelir aklıma. Bazıları gerçekleşmiş, bazıları ise zamana yenik düşüp kaybolmuştur. Ama insanın içinde bıraktığı izler hâlâ yaşamaktadır.
Ne çok şey birikmiş meğer yılların içinde... Söylenemeyen sözler, yarım kalan cümleler, ulaşamayan mektuplar ve bir türlü dinmeyen özlemler... Hepsi bir araya gelip gecenin sessizliğinde yüreğime dokunuyor. Her biri ayrı bir hikâye, her biri ayrı bir yara gibi duruyor içimde.
Bazen düşünüyorum da, keşke bazı günleri yeniden yaşayabilseydim. Birkaç dakikalığına bile olsa geçmişe dönebilseydim. Sevdiklerime daha sıkı sarılır, kıymetlerini daha iyi bilirdim. Belki de söyleyemediğim sözleri söyler, yarım kalan vedaları tamamlar, içimde kalan ukdeleri geride bırakırdım.
Ama hayatın bir gerçeği var; zaman geri dönmüyor. Giden gitmiş, yaşanan yaşanmış olarak kalıyor. İnsan yalnızca hatıralarına tutunabiliyor. Bazen bir teselli gibi, bazen de içini acıtan bir sızı gibi...
Bu gece yine hatıralara daldım. Kaybettiklerimi, özlediklerimi, yarım kalan düşlerimi düşündüm. Gözlerim uzaklara dalarken anladım ki insanın gerçek serveti ne malıdır ne de makamı... İnsanın gerçek serveti, yüreğinde taşıdığı güzel hatıralardır.
Ve ben, bütün kırgınlıklarıma rağmen o hatıraları seviyorum. Çünkü onlar benim geçmişim, benim hikâyem, benim ömrümün sessiz tanıklarıdır. Bir gün bu dünyadan göçüp giderken bile, ardımda bıraktığım en değerli şey belki de yaşanmış o güzel hatıralar olacaktır.
Hatıralara daldım bu gece... Sessizce, kimse duymadan, kimse bilmeden... Geçmişin gölgesinde yürüdüm biraz. Özlediklerimi yüreğime bastım, kaybettiklerime dua ettim ve gözlerimi ufka çevirip derin bir iç çekerek fısıldadım:
"Ne güzel günlerdi... Ve ne çabuk geçti..."