Lütfen oturun, sırtınızı yaslayın, gözünüzü kapatın.

Sizi yüz yıllık bir yolculuğa çıkaracağım. Bu insanlık yolculuğunda belki bu yüz yıl denizde bir damla kadar. Dünyanın yaşı ile karşılaştırıldığında anlamsız ve ölçülemeyecek kadar kısa bir süre.

Ama dünya üzerinde yaşayanlar için yani bir insan ömrü için çok uzun bir süre.

Bu son yüz yıl sadece insan hayatı için değil insanlık için çok önemli bir ivmelenmenin yüzyılı. Çünkü insanlık on binlerce yıl yapamadıklarını, bu son yüzyıla sığdırdı.

Neler yok ki bu çağda. Telsiz ve radyonun keşfi önce.

Atom üzerine çalışmalar, radyasyon ve ışınımın bulunması. Atom fiziğinden yararlanarak tıp da x ışığının tanı ve görüntüleme için kullanılması.

Buhar motorlarının yerini içten yanmalı hidrokarbon motorların alması, kimyasal savaş için bulunan birçok gazın anestezi ve tıpta değerlendirilmesi. Kimya, özellikle organik kimyadaki gelişmeler ile ilaç moleküllerinin keşfi. Antibiyotikler, özellikle sıtma, verem veba gibi hastalıkların tedavisinde çığır açtılar.

Radyonun, telefonun günlük yaşama girmesi ile basılı eserlerin yanı sıra artık sözlü, sinemanın gelişimi ile görüntülü haberleşmenin ortaya çıkması, televizyon ile neredeyse tüm mecraların artık görüntü ve sese dönüşmesi.

Bu arada iki dünya savaşı, birincisinde Osmanlı’nın ve Almanya’nın yıkılması, ikincisinde kapitalizm ve sosyalizm denilen iki kutuplu dünyanın oluşması gerçekleşti. Bu karanlık yıllarda milyonlarca insan hayatını kaybetti.

Savaş teknolojisini gelişmesi için harcanan zaman ve kaynaklar savaş sonrasında jet teknolojisinin, nükleer teknolojilerin birçok yeniliğin insanlık yararına kullanılmasına yol açtı.

Savaş sonrası kimya bilimindeki gelişmeler, motor teknolojilerindeki gelişmeler, transistörlerin yerini kartlar ve mikroişlemciler almaya başladı.

İki kutuplu dünyanın hâkim ülkeleri bir yandan birbirlerini baskı altında tutabilmek için kıtalar arası nükleer bombalar füzeler yaparken, öte yandan uzay savaşında bilek güreşlerini sürdürdüler.

O dönemde bilmek, nasıl yapılacağına ait tecrübe sahibi olmak üretimin ilk ve en önemli koşuluydu. Bilmiyorsanız öğrenme şansınız sadece bilenin öğretmesine bağlıydı. Bu dünyayı üreten ve bulanlar ile bunları kullanan kontrol edilmiş koloniler haline getirmişti.

Bu son yüzyıl, sanayii devrimi, dünya savaşları, elektronikteki gelişmeler ile devam ederken birdenbire bilişim denilen bir yenilik ile karşılaştık. Önce radyo telefon, ardından televizyon ama sadece yayın yapma imkânı olanların kullanabildikleri bu mecraların yerini yeni mecralar ev bilgisayarları, akıllı telefonlar ile herkesin paylaşım yaptığı büyük bir çöplük aldı.

Büyük kısmı çöp olsa da bilimi, knowhow’ı meraklılarının öğrenebileceği yeni bir dünya ile karşılaştık. Çünkü bilişim, donanımda üretime bağımlı olsa da yazılımda, insan beynine ve kısmi özgürlüğe sahipti. Bu çağ tüm krizlere rağmen insanların bilgiye en kolay ulaştıkları bir yirmi beş yıla evrildi.

Şimdi açın gözlerinizi. Şimdi gerçekler ile yüzleşme zamanı. Avrupa’da matbaa devrimi olurken biz görmezden geldik, sanayii devriminde nal çivisini bile dışarıdan getiriyorduk.

Bu nedenle birinci dünya savaşında işgal edildik. Sonra cumhuriyet ile hızlı bir gelişme gösterdi.

Sonra ikinci dünya savaşı ve gerileyen Türkiye. İletişimde, radyoyu saymazsanız televizyonda, katma değeri yüksek üretimde, havacılıkta, savunma sanayiinde cumhuriyetin ilk yıllarında başladığımız her şeyi ihmal ederek o trenide kaçırdık.

Şimdi bilişim çağı. Her şeyi kolay öğrenme ve kaynağa ulaşmak kolay ama biz görülen o ki bu çağı da kaçıracağız. Şekille, ön yargı ile, kısır siyasi çatışmalar ile içimize kapanıyoruz, oysa dünya değişiyor.

Türk Milletinin kadim özellikleri üzerinden hamaset yapmak yerine o genlerden yararlanarak bilim üretebilen, dünyayı bu yeni kaos ortamından adaleti ile çıkarabilen, güçlü bir Türk dünyasını inşa etmek, bilimde, sanatta, edebiyatta söz sahibi olabilmek için galiba bu son tren.

Kaçırmamak için çok keskin kararlar almak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

Peki siz ne düşünüyorsunuz?