Biz önce bize ait olan mahallelerimizi kaybettik. Yaşadıklarımız, yalnızlıklarımız, ortak yaşadığımızı sandığımız kalabalıklar içerisinde tak başına kaldığımızıgörüyoruz artık. Binlerce kişinin ortak yaşadığı siteler, kalabalık rezidanslar, kalabalık ama hukuku olmayan insan kütleleri. Karşı komşunuzu tanımadığınız, bayramlarda ziyaret etmediğiniz, acı günde, sevinçte asla bir araya gelmediğiniz, güzel sosyal donatılı evler, yeni apartmanlar.

Biz önce mahallelerimizi kaybettik. Eski mahallenin bakkalı, kasabı yok artık. Mahallenin çöpçüsü bekçisi, ekmek fırınının ekşi hamur kokusu, güz vakitlerinde sokakta pişen konserveler, kadınların telaşlı gürültüsü yok. Düğünlerin yapıldığı herkesin oturup sohbet ettiği, vefatlarda cenazenin helallik için getirildiği mahalleler yok. Bu yitip giden ile bizimaynı mekânda birbirimizi kontrol edebilme gücümüzü aldılar elimizden.

Köyden kente göç, Türkiye’nin demografisini şehirlere taşıyınca şehirlerin etrafında önce gecekondular, sonra mahalleler kuruldu. Gücüne, ekonomisine, memleketine göre bir araya gelen insanlar gurbette olmanın yalnızlığı ile birbirlerine sarıldılar. Mahalleler ve o mahallelerin yazılı olmayan ama herkesin uyduğu kuralları gelişti. Mahalle içerisinde bir güvenlik zonu oluştu. Yanlış yapanlar, karanlık işleri olanlar mahallelerden bir şekilde uzaklaştırıldılar. Gençler korkusuzca ve güven içerisinde mahallelerde büyüdü.

12 Eylül sonrasında bu mahalleler ortak hareket ettikleri için siyasetçileri rahatsız etmişti. Bu mahalleli sistemini bozabilmek ve bir yandanda yeni Türkiye’de birilerini zengin edebilmek için, daha iyi konut, daha iyi yaşam iddiası ile devlet eliyle toplu konutlar başladı. Çok sayıda insanın oturduğu apartmanlar, soluk, ruhsuz binalar. Bu konut değişikliği mahalleleri zorlamaya başladı. Yap satçılar, büyük mütahitler bu konut furyasından yararlanarak siteler, büyük mahalleler kurdular. Bu kalabalık mahallelerde kimse kimseyi tanımıyordu. Kimsesizliğin ve kuralsızlığın getirdiği rahatlık ile bu mahalleler torbacıların, çetelerin kontrolüne geçti.

Çocuklar sokağa çıkamaz, gençler sokaklarda zaman geçiremez hale geldi. Güvenlik endişesi ile çocukların evlere hapsolmaları ile sonuçlanan bu durum tam bir felaketti. Evde hapsolan çocukların yapabildiği tek şey sosyal medya ve sanal bir dünyada yaşamak haline geldi. Enerjisiniharcayabilecekleri spor alanı, sosyal tesis yok çocukların, okulların fiziki koşulları felaket, okul okumanın geleceğine hiçbir etkisi olmadığını düşünüyor gençler. Sokakta gayrimeşru alemin kolay kazanç ve statü sağladığını düşünüyorlar. Sanal alemde yalnızlıklarını yüz yüze gelmeden yaşıyorlar. Saatlerce ekran başında kalmanın harcanılamayan kinetik yaşam enerjisinin sonucu Obesite ve saldırganlık.

Bu kötü gidişin göz göre göre yaşanmasında siyasilerin öz eleştiri yapacaklarını asla düşünmüyorum. Çünkü siyaset her şeyden suçsuz ve haklı olma, hataların sorgulanmasına izin vermeme gibi bir aymazlık ve utanmazlık içerisinde. Son birkaç günde okul saldırıları ile hayatını kaybeden öğretmenlerimize ve öğrencilerimize rahmet ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum. Bu kayıpları okullarda olması orada can güvenliğini sağlamakla görevli olan devletin kusurudur ve gereken ivedilikle yapılmalıdır.

Çocuklarımızı daha sorumlu ve kaliteli bireyler haline getirmeliyiz. İvedilikle bu konunun uzmanları ile geniş çaplı bir değerlendirme yapılmalıdır. Mahalleler yeniden cazibe alanları haline getirilmeli, okul sonrası spor ve sanat için gerekli alt yapı hızla tamamlanmalı, okul başarısında bu etkinlikler not haline dönebilmelidir. Gayrimeşru dünya ile sert mücadele edilmeli, sınavlarda eşitlik, okul yaşamında eşit mücadele imkanları sağlanmalıdır. Akran zorbalığı ile ilgili hızlı ve ciddi önlemler alınmalıdır. Sosyal medya ve sanal dünya hızla kontrol altına alınmalıdır. Çocukların kolay ulaşımı engellenmeli, spor ve sanat ile uzun zaman geçirilmesibu sayede sanal dünyadan kopması için sıkı çalışmalar yapılmalıdır. Bireysel silahlanma konusunda ruhsatlı silah ve bunu taşıyana ciddi sorumluluk verilmeli, ruhsatsız silahtaşıyana ağır cezalar vererek caydırıcılık sağlanmalıdır

Çocuklarımız ve gençlerimiz çok kıymetlidir. Onları koruyamaz ve geliştiremezsek ülkeyi ayakta tutma şansımızkalmaz. Doğal alanların katledilmesi, çocuk suçlarının önlenmesi, gayrimeşru dünyanın yok edilmesi, uyuşturucu ile müdahale için tüm partilerin ciddi çalışması lazımdır. Onları beklememeli ve millet olarak biz gerekenleri yapmalıyız. Yoksa her şey için çok geç olabilir. Görünen atık çok zamanımızın kalmadığıdır.