Bugün sizinle Gebze Pendik arasında Marmaray'da gidip gelirken gözlemlediğim birkaç izlenimi aktaracağım. İyi okumalar…
İletişim Önemli
Her gün trene binip oturunca önce etrafımı kontrol eder; sonra gözlüklerimi takıp çantamdan çıkardığım kitaptan bir bölüm okurdum. Ama bugün gözlüklerimi evde unuttuğum için kitap okuyamayacağım. Ben de çevreye biraz daha dikkatli bakıp ilginç tipleri aradım.
Çok aramama gerek yoktu. 15-16 yaşlarında tombulca bir kız hoplaya zıplaya tren içinde ilerliyordu. Neşesi bolca olan bu kız çocuğu sanki hareketleriyle treni sallayacak ve raydan çıkaracak hissi verse de o neşe içerisinde uzaklaşıp gitti. Hemen önümden elli yaşlarında tombul bir adam beline taktığı anahtarları sallaya sallaya uzaklaşıyordu. Ama günün en ilginç tipi otuzlu yaşlarda bir bayandı.
İki elini de dolduran büyük büyük poşetlerle ve boynuna taktığı kol çantasıyla boş yeri kalmamıştı. Tam trenden inmek üzere olan bayanın en ilginç özelliği ise kulağında takılı duran cep telefonuydu. Başörtüsüyle kulağı arasına sıkıştırdığı ve yarısı dışarıda olan telefonun orada nasıl durduğunu merak ettim.
Hiçbir şartta iletişim kesilmemeliydi. Bu kadar zor şartlar altında büyük mücadele vererek devamlı iletişimde olan bayanı tebrik etmek gerek.

Yeşil Elbiseli Bayan
Gebze istasyonunda hızlı adımlarla Marmaray’a binmiş, kendime boş yer arıyordum. Biraz ilerleyince iki kişinin arasındaki boşluğa oturdum. Çantamı kucağıma koyup, içerisinden Sebahattin Ali'nin öykülerinin yer aldığı kitabı okumaya başlamıştım. Hemen karşımda oturan tepeden tırnağa yeşil giymiş bayana gözüm takıldı.
Yeşil pantolon ve ceketi, parmağındaki yüzükler ve kolundaki takılar ile süslemişti. Bir durak sonra telefonda biriyle Rusça konuşmaya başladı. Bir kaç durak konuştuktan sonra telefonu kapatarak çantasına koydu. Sonra hemen önünde ayakta yolculuk yapan bayana kalkarak yer verdi. Benim yanımda oturan gence de laf attı;
"Sen de kalksan da şu bayana yer versen!" dedi ve kapıya yaklaştı.
Yanımda oturan genç delikanlı bir anda şaşırarak “Sana ne!” gibi cevap verdi. Pendik'e de gelmiştik. Ben de kalktım yanımdaki genç de kalkmıştı. Bayanlar oturdu, bizde indik.

Marmaray Park
Marmaray’ın çocuk oyun parkı olduğunu da gördüm. Her zaman ki gibi Gebze'ye gidiyorduk. Bir bayan indi, onun kalktığı yere oturunca fark ettim; baba ve 2 küçük oğlunu.
Ben oturunca dizlerinin üzerine dikilip dışarıya baktı 4 yaşlarındaki çocuk. Abisi 6 yaşlarında o da hemen onunla dışarısı ile ilgilendi. Ayakları zaman zaman üstüme değse de sesim çıkmıyordu. Babası benim rahatsız olacağımı düşünerek yerinden kalktı, böylece onlara 3 kişilik bir yer açılmıştı. Ama onlar babalarının da oyun içinde olmasını istiyorlardı. Kalkarak önce babalarının bacaklarından tutunarak dönmeye sonra da tutunmadan dönmeye başlayınca babaları hemen müdahale ederek onları tuttu. Büyük çocuk babasının tuttuğu tutamacı tutmak istedi. Boyu yetmediğinden babası kaldırarak önce bir eliyle sonra da iki eliyle tutmasına yardım etti. Zevkini çıkarıyordu çocuk ve sallanmaya başladı. İki turdan sonra babası onu oturttu. Küçüğü geri kalır mı? Babası ona da bu fırsatı verdi.
Çocukluklarını yaşayarak ve sabırla onlara sahip çıkarak oynamalarını sağlayan babası ve aileleriyle birlikte durakta inerek uzaklaşıp gittiler. Onlar giderken ben de 20-25 yıl öncesini benim aynı şekilde büyüttüğüm çocuklarım geldi aklıma.

Uyuyan Çocuk
Trene bindim ve beşli koltuğun dördüncü sırasına oturdum. Kaynarca’da köşe başındaki yolcu indi ve oraya kimse oturmayınca daha rahat oturmak için baş tarafa geçtim. Hemen yanımda 9 yaşlarında bir çocuk uyuyordu. Her halde yandaki adamın oğlu dedim. İki durak sonra yandaki adam da indi. Şaşırdım. Karşı koltuklara doğru “Bu çocuğun yakını var mı?” diye seslendim. Kimseden ses yok. Çocuğu uyandırdım;
“Nereye gidiyorsun?” dedim.
“Gebze'ye,” dedi.
“İyi uyumaya devam et.” dedim. Yanına bir adam oturdu. Çocuğa omuzunu yastık yaptı. Sonra o da kalkıp gitti. Gebze'ye gelince inmek için kalktık.
“Nereye gideceksin?” dedim
“Gebze'ye,” dedi.
Bir genç bayan “Haydi oğlum!” dedi ve onun peşine gitti.

Kır Saçlı Kadın
Beşli oturma grubunun sağ baş tarafına oturmuş, başını sola eğmiş uyuyordu. Dağınık kır düşmüş saçları yüzünü kapatmış ve saçlarının üstüne kırmızı renkli bir gözlük takmıştı. Uzun hırkasının altına bir sürü giysi giymişti. Belki de olan bütün giysileri üzerindeydi. Turuncu kirli bir pazar çantası ayaklarının arasında emniyetteydi.
İnsanlar inip biniyor, tren Gebze'ye doğru yol alıyordu. Bütün bunlar onun hiç umurunda bile değildi. Nerede ineceğini iyi biliyordu. İşte o durak gelmişti, bedenini ağır bir şekilde doğrulttu ve ağır adımlarla bir gariban uzaklaştı…