İnsanı insan yapan en önemli değerlerin başında düşünüp akledebilme yetisine sahip olmasıdır. Düşünüp akletmenin meyvesi fikretmektir.
Fikretmek, insanı diğer canlı varlıklardan ayıran bir yetidir. Fikretmek, düşünmek ile ayni şey değildir. Hayvanlarda düşünür ama fikretmezler.
“Bir gün bedevinin birinin ekmeklik unu biter. Ambarında bulunan bir çuval buğdayını değirmene götürüp un yapmayı düşünür. Bu maksatla devesinin sırtının bir yanına ambarından çıkardığı un çuvalını, diğer tarafına dengede kalsın diye bir çuval kum koyar. Devenin yularını çekerek kan ter içinde yol alırken bir adamla karşılaşır.
Adam; bedeviye “yükün nedir” diye sorar.
Bedevi ;”nah bu tarafı buğday, nah diğer tarafı da kumdur ve değirmene giderim” der.
Adam dönüp bedeviye” bre adam yükün bir tarafına kum koyacağına, buğdayı ikiye bölüp yükleseydin, sende devenin sırtına kum koyacağına binseydin. Böyle kan ter içinde kalmazdın” der.
Bedevi şaşırır, kendi kendine konuşmaya başlar .”Yav! Ben niye bunu hiç akledemedim, fikredemedim. ”
Şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra adama dönerek;
Bre adam!” Sen ya çok zengin olmalısın, ya da çok makam sahibi olmalısın “ der.
Adam bedeviye dönerek “ben her ikisi de değilim. Ben sadece aklı olup fikri olmayanlara ihtiyacı kadar fikir sunan bir faniyim” der ve yoluna devam eder.
Bedevi kendi başına kalınca, kendiyle konuşmaya başlar.”Demek ki, zengin ve makam sahibi olmayanlarda akledebilir, fikir sahibi olabilirler diyemırıldanmaya başlar. Bir zaman bu konuşma kendikendiyle olduğu yerde sürüp gider. Âmâ bedevinin zihni bu konuşmadan artık yorulmuştur. Kendi kendiyle konuşmaya başladığından beri hem zihni yorulmuş hem de olduğu yerde çakılı kalmış, bir arpa boyu yol alamamıştır.
Bu durum bedevin pek hoşuna gitmez, “bu adamın söyledikleri faydalı olsaydı kendi ya zengin olurdu, ya da makam sahibi olurdu. Beni de yolumdan alı koydu.Kendine faydası olmayanın bana ne faydası olur “der. Allah, nasıl olsa ihtiyacım olduğu zaman bu adamı karşıma nasıl çıkardıysa, o zamanda başkasını çıkarır “der. Kumu devenin sırtından indirir, kendisi devenin sırtına biner, unu ’da kendi sırtına bağlar yoluna devam eder.
Düşünmek, akletmek, fikir sahibi olmak bu devirde zora talip olmaktır. İnsanı yorar. Bu yol; meşakkatli, tuzaklarla dolu, yalnız bir fani olarak yürüyeceğiniz bir yolculuğa dönüşebilir. Bu yolculuğun ta başından faniliğe, “hiçliğe” talip olmak demektir.
Oysa hazıra konmak müthiş bir konfor sunar insana. Senin adına başkaları düşünmüş, senaryo yazılmış, roller paylaşılmıştır. Sana sadece rolünü iyi oynamak düşer. Rolünü iyi oynayarak fenomen olabilirsiniz. Biri sizi çeker, milyonlarca insana rol model olarak satar. Yolun sonunda çok çok öykündüğünüz zengin olmak, makam ve mansıp sahibi olmakta nasibinize düşebilir. Fani olarak yol yürümekten iyi gibi geliyor kulağa.
Üstelik bu devirde, düşünceler bir meta haline dönüştürülmüştür. Reklamı yapılan bir bulaşık deterjanı ile düşüncelerin bir farkı yoktur. En iyi reklam, en iyi bulaşık deterjanı algısını oluşturur. Algılar olguların çok önüne geçmiştir. Karşımızda gördüğümüz kelli felli düşünce adamları bir reklam filminde oynayan aktörlerden farklı değildir. Önceden belirlenen, önlerine koyulan mesajı en iyi kim iletirse, en kabul gören adam o olur. Onun önü açılır, onun yolu seçilir.
Ahlak kuralları da devirden devire, devrin muktedirine göre değişir. Ahlaksızlık, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, bir başkasını aldatmak değildir. Ahlaksızlık, muktedirin çıkarlarına aykırı davranmak, hizmet ettiği kişiye zara vermektir. Zarar veren kişinin başı ezilir, etkisiz hale getirilir.
Fikir sahibi olmak, fikir üretmek birilerinin gelecek tahayyülüne zarar da verebilir. Bu zarar, sizi ahlaksız, hırsız belki hain pozisyonuna sokabilir. Bu takdirde başınız ezilir ve zamansız “hiç” olabilirsiniz. Âmâ sizin için üretilen, sizin için biçilen yolu sorgulamadan yürüseniz sizi bazı sürpriz hediyeler bekleyebilir, bakarsınız çok bilinen fenomen olabilirsiniz. Seçim sizin. Fikirmatik fenomenlik kulağa hoş geliyor.