Gündüzleri uyuyarak geçiren, geceleri bir baykuş misali nefes alan bir nesli tanımakta, tanımlamakta zorluk çekiyorum.

Gecelerin mağrur komutanlarının, bilgisayar ekranlarında büyük büyük zaferler kazanırken aldığı hazlarını, dudak bükerek konuşmalarının altında yatan sanal dünyalarını tanımlamak için kelime bulamıyorum.

Omuzlarına taktıkları sanal apoletlerin vermiş olduğu cüretle üstenci bakışlarını, nice sanal zaferlerden burnu kanamadan çıkmış olmanın vermiş olduğu mağrur edalarını, insanın üzerine boca edişlerini kabullenemiyorum.
On sekiz yaşında, yirmi yaşında, yirmi yedi yaşında gençlerin gündüzleri uykuda, geceleri uyurgezer bir vaziyette dünyamızı istila etmelerine gönlüm rıza göstermiyor.

Bilim kurgu filmlerini pek sevmem. Bilim kurgu filmlerindeki, geceleri zombilerin dirilerek dünyayı ele geçirmeleri sanki gerçek oluyor.

Yürüyen ölüler, evimizi, dünyamızı ele geçiriyorlar. İnsanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş. Yaşayıp yaşamadıklarından pekte haberdar olamadığımız, biz uyandığımızda uyuyan, biz uyuduğumuzda uyanan, sanki bir düşte yaşayan sanal bir nesil.

Ben bu filmleri sevmediğim gibi bu sanal otların burnumuzun dibinde bitmesini de kabullenemiyorum.
Bir mimarın, bir tıp doktorunun, sorumluluk sahibi bir insanın, insanlıkla bir bağı olmazsa, göz teması kurmazsa, onların içinde yaşamazsa, sanaldan gerçeğe dönüş yapmazsa, zamanın kıymetini bilmezse mezarlıktan geceleri dirilen zombilerden ne farkı olur.

Ya da geceleri öten bir baykuştan.

Bir mimarın, bir tıp doktorunun, toplumun beklentisi olan bir bireyin, şehirleri ve toplumu imar ve inşa etmek yerine zamanının büyük bir bölümünü sanal âlemde oyun oynayarak geçirmesini kabullenemiyorum.


Gerçekle sanal âlemi birbirine karıştıran bir nesil. Oyun bağımlısı oynak bir nesil. Oyun oynamada geçen süre arttıkça bu oynak neslin, gerçek dünyayla irtibatı gittikçe zayıflıyor, davranışları gittikçe sanallaşıyor, karakterleri zayıflıyor, zamanla bambaşka bir kişiliğe bürünüyorlar. Oynadıkları oyunlar onların karakterini yeniden inşa ediyor.


“Oyun bağımlısı bir genç oyuna ne kadar zaman harcadığı konusunda yalan söylüyor, oyun sırasında aşırı zevk veya suçluluk duyuyor, aynı keyfi almak için giderek daha uzun saatlerini oyunda geçiriyor, dost ve ailesinden uzaklaşıyor, oynamadığında huzursuzlanıyor, parasını bu oyunla ilgili malzeme ve sanal unsurlara yatırıyor ve oyun oynamadığında da sürekli oyun hakkında düşünüyor. “

Toplumdan kaçmak için gündüz ölüyor, gece diriliyor.


Hayatı bir oyun olarak görmeye başlayan bu gece baykuşlarının, bu mezarlık zombilerinin ne kendilerine, ne topluma nede millete bir faydası dokunur.

Kendine, kendi evine bir hayrı olmayan insanların dünyaya bırakacakları eserleri olmaz.


Gelin vakit çok geç olmadan gerçeklerle yüzleşin.

Sanal âlemden gerçek âleme hızlı bir dönüş yapın. Gerçek sanaldan daha güzeldir.

Ölmeden kendinizi mezara gömmeyin.