İçimde bir zindan var, kapıları pas tutmuş, duvarları sessizlikle örülmüş…
Orada saklı duygularım; ne tam özgür, ne de tamamen unutulmuş.
Her biri birer mahkûm gibi, kalbimin karanlık köşelerinde yıllardır bekler.
Ne bir af çıkar onlara, ne de bir ziyaretçi gelir kapılarına.
Sevgi var mesela…
Bir zamanlar coşkun bir nehir gibi akarken, şimdi dar bir hücrede suskun.
Adını anmaya korkar olmuşum, çünkü her hatırası bir yara,
Her hatırası biraz daha eksiltir beni kendimden.
Özlem…
En ağır cezayı o çekiyor.
Geceleri duvarlara çarpan bir feryat gibi yankılanıyor içimde.
Uzanıp tutmak istiyorum geçmişi, ama parmaklarımın arasından kayıp gidiyor zaman.
Bir de söyleyemediklerim var…
Dudaklarıma kadar gelip geri dönen cümleler,
Bir türlü cesaret bulamayan itiraflar.
Onlar en kalabalık hücrede, birbirine yaslanmış,
Ama yine de yapayalnız…
Kırgınlık da var…
Sessiz ama derin.
Kimseye anlatamadığım, anlatmaya kalksam boğazımda düğümlenen
O eski yaraların sızısı…
Affetmek istiyorum bazen, ama unutamıyorum.
Unutamadıkça da her gün yeniden hüküm giyiyor içimde.
Umut…
Belki de en garip olan o.
Ne tam tutsak ne de tamamen özgür.
Zindanın küçük bir penceresinden sızan ışık gibi,
Arada bir göz kırpıyor bana…
“Henüz bitmedi” der gibi.
Ve zaman…
Zindanın en acımasız gardiyanı.
Hiç durmadan geçiyor, kimseyi beklemeden,
Ama hiçbir şeyi de tamamen silmeden…
Her hatırayı biraz daha derine gömüyor,
Her duyguyu biraz daha ağırlaştırıyor.
Bir de yalnızlık var…
En sessiz, en derin hücrede.
Kimsenin uğramadığı, kimsenin seslenmediği…
Kendi yankımı bile duyamadığım o yerde,
Sadece kalbimin atışıyla baş başa kalıyorum.
Ve pişmanlık…
Geceleri kapımı çalan bir gölge gibi.
“Keşke”lerle örülmüş bir zincir taşıyor boynunda.
Ne kaçabiliyorum ondan,
Ne de yüzleşmeye cesaretim var.
Bazen düşünüyorum…
Ya bir gün kapılar açılırsa?
Ya bu mahpus duygular özgürlüğüne kavuşursa?
Belki o zaman ben de yeniden doğarım,
Belki o zaman içimdeki karanlık biraz aydınlanır.
Ama korkuyorum…
Çünkü bazı duygular, özgür kalınca daha çok yakar insanı.
Bazı gerçekler, zincirliyken daha az acıtır.
Bu yüzden ben, kendi içimin gardiyanıyım artık.
Anahtar cebimde, ama elim gitmiyor kilide…
Ve belki de en acısı şu…
Bu zindanı ben inşa ettim.
Her tuğlasında bir suskunluk,
Her demirinde bir korku var.
Şimdi yıkmaya kalksam,
Altında ben kalırım diye korkuyorum…
Geceleri bazen,
O kapının önüne gidiyorum sessizce…
Elimi uzatıyorum anahtara,
Kalbim hızla çarpıyor, nefesim daralıyor…
Ama tam çevirecekken geri çekiyorum kendimi.
Çünkü o kapının ardında sadece duygularım yok…
Benim en çıplak hâlim var.
Maskesiz, savunmasız, olduğu gibi…
Ve insan en çok da kendinden korkarmış,
Bunu anladım…
Şimdi hâlâ o eşiğin tam ortasındayım;
Ne tamamen karanlıkta,
Ne de aydınlığa çıkabilmiş…
Belki bir gün…
Bir gün cesaretim, korkumdan büyük olur.
İşte o zaman açacağım o kapıyı…
Ve o gün geldiğinde,
Ya tamamen yıkılacağım…
Ya da ilk defa gerçekten yaşayacağım…