Bazı insanlar konuşarak yorulur,
bazıları susarak…
Ama en ağır geleni, içinde fırtınalar koparken
dışarıya tek bir kelime düşürmemektir.
Susmuşluk, bir zayıflık değildir.
Bazen en yüksek çığlık, dudakların kilitlendiği yerde başlar.
İnsan susar… çünkü anlatacaklarının değmeyeceğini anlar.
Çünkü her kelime yanlış kulakta yara olur.
Çünkü bazı gerçekler, yanlış yüreklerde kirlenir.
Susmuşluk, bir gecenin sabaha küsmüş hâlidir.
Güneş doğar ama içindeki karanlık aydınlanmaz.
İnsan konuşur gibi yapar,
güler gibi yapar,
yaşar gibi yapar…
ama aslında içinde bir şey çoktan toprağa verilmiştir.
Bir zaman gelir;
kırıldığını söylemekten vazgeçersin,
özlediğini belli etmekten utanırsın,
haklı olduğunu ispatlamaya bile üşenirsin.
İşte o an başlar susmuşluk.
Bu, küsmek değildir.
Bu, vazgeçmek de değildir.
Bu, içindeki duyguları kendi göğsünde misafir etmektir.
Kimseye yük olmamak için,
acılarını sessizce sırtlanmaktır.
Bazı susmalar vardır;
gözlerin konuşur,
eller titrer,
boğaz düğümlenir…
ama kelimeler inadına çıkmaz.
Çünkü insan bazen en çok,
anlaşılmadığında yorulur.
Birine derdini defalarca anlatıp
yine de anlaşılmamak…
İşte susmuşluk orada başlar.
Çünkü insan,
kendini tekrar tekrar savunmaktan
en sonunda kendinden vazgeçer.
Susmuş bir insanı hafife alma.
O, konuşursa yıkacaklarını bildiği için susuyordur.
O, kırıldığını bağırmıyordur çünkü bağırsa
yüreğinin parçaları dökülecektir ortalığa.
Bilirsin…
Bazı cümleler söylenirse geri dönüşü olmaz.
Bazı gerçekler dile gelirse,
köprüler yanar.
İşte o yüzden insan bazen
yangını içinde tutar.
Ama bilmez ki;
içte yanan ateş
dışarıdakinden daha çok yakar.
Susmuşluk biriktikçe ağırlaşır.
Ağırlaştıkça insanın omuzları düşer.
Omuzlar düştükçe hayaller susar.
Ve hayaller sustu mu,
insan yavaş yavaş eksilir.
Bazen de susmuşluk,
kendini anlatacak kimse bulamamaktır.
Kalabalıkların içinde yalnız kalmaktır.
Herkes seni duyuyor sanırken
aslında kimsenin seni dinlememesidir.
En acısı da şudur:
Bir zamanlar saatlerce konuştuğun biriyle
artık iki kelimeyi zor paylaşmaktır.
Mesafeler kilometrelerle ölçülmez o zaman;
iki kalp arasındaki sessizlikle ölçülür.
Bir annenin gece herkes uyurken sessizce ağlamasıdır susmuşluk.
Bir babanın “iyiyim” deyip içini kimseye açmamasıdır.
Bir evladın “sorun yok” deyip
odasında karanlığa bakmasıdır.
Ve en çok da…
Sevdiğine kırılıp,
onu kaybetmemek için hiçbir şey söylememektir.
Çünkü bazen susarsın;
kavga çıkmasın diye.
Bazen susarsın;
sevdiğin üzülmesin diye.
Bazen de susarsın;
artık içindeki sevgi bile yorulduğu için.
Bir gün gelir,
o hep sustuğun insan sana der ki:
“Sen eskisi gibi değilsin.”
Haklıdır.
Çünkü eskisi gibi olmak için
eskisi gibi konuşabilmek gerekir.
Ve insan en çok şuna yanar:
Zamanında bir cümle kursaydı
belki hiçbir şey bu kadar yarım kalmayacaktı.
Susmuşluk bazen asalet,
bazen sabırdır.
Ama en çok da kırgınlığın sessiz çığlığıdır.
Unutma…
Her sessizlik boşluk değildir.
Bazı sessizlikler,
kelimelerden daha çok şey anlatır.
Bazı susmalar ise
bir hikâyenin son noktasıdır.
Ben sustum… ama içimdeki kelimeler hâlâ sana kırgın.
Susmuşluk
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar