Toplumun dışında yaşamak, çoğu insanın sandığı gibi yalnızca kalabalıklardan uzak durmak değildir. Aslında bu, insanın bazen kendi kalbine daha yakın durmasıdır. Çünkü kalabalıklar her zaman insanı anlamaz; bazen en büyük yalnızlık, insanların ortasında hissedilen yalnızlıktır.
Toplum çoğu zaman insana nasıl düşünmesi gerektiğini, nasıl konuşması gerektiğini ve hatta nasıl hissetmesi gerektiğini öğretmeye çalışır. İnsanlar birbirine benzeyen hayatlar kurdukça, farklı olan yavaş yavaş kenara itilir. Oysa bazı ruhlar vardır ki kalabalıkların kurallarına sığmaz. Onlar başkalarının çizdiği yolda yürümek yerine, kendi ayak izlerini bırakmak isterler.
Toplumun dışında yaşayan insanlar çoğu zaman yanlış anlaşılır. Kimi onları gururlu sanır, kimi soğuk, kimi de kırgın. Oysa gerçek çoğu zaman bambaşkadır. Onlar sadece kalplerini korumayı öğrenmiş insanlardır. Çok görmüş, çok duymuş ve en çok da çok susmuş insanlardır.
Bazen insan, kalabalıkların gürültüsünden uzaklaştığında kendini daha iyi duyar. İçindeki sesi, içindeki yaraları ve içindeki umutları… İşte o zaman anlar ki insanın en büyük yolculuğu, başkalarına değil kendi içine yaptığı yolculuktur.
Toplumun dışında yaşamak bazen bir tercih değildir; bazen bir kırgınlığın sonucudur. İnsan defalarca anlaşılmadığında, defalarca yaralandığında kendine sessiz bir dünya kurar. O dünyada az insan vardır ama sahte yüzler yoktur. Az söz vardır ama içi boştur.
Toplumun dışında yaşayan insan zamanla sessizliğin dilini öğrenir. Artık herkes gibi konuşmaya, herkes gibi düşünmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü bazı gerçekler kalabalıkların içinde değil, yalnız kalındığında daha açık görünür. İnsan kendi sessizliğiyle baş başa kaldığında yıllardır içinde sakladığı sorularla yüzleşir.
Bazen insanın kalbi kalabalıklarda yorulur. Herkesin birbirine benzediği, herkesin aynı sözleri söylediği bir dünyada farklı olmak ağır bir yük gibi hissedilir. İşte o an insan biraz geri çekilir. Ne küser ne de tamamen vazgeçer… Sadece kendini korumayı öğrenir.
Toplumun dışında yaşamak, insanın hayata sırtını dönmesi değildir. Aksine, hayatı daha derinden hissetmesidir. Çünkü kalabalıklarda çoğu şey yüzeyde kalır. Ama yalnız kalan insan, duyguların en saf hâliyle tanışır. Bir hatıranın değeri, bir sözün ağırlığı ve bir bakışın anlamı onun dünyasında çok daha büyüktür.
Bazı insanlar kalabalıkların alkışını aramaz. Onlar bir kişinin samimi sözünü, yüz kişinin sahte gülümsemesine tercih eder. Çünkü bilirler ki gerçek bağlar gürültüde değil, sessizlikte kurulur.
Ve zaman geçtikçe insan şunu fark eder:
Toplumun dışında yaşamak aslında kaçmak değildir. Bu, insanın kendi ruhuna daha yakın bir yerde durmasıdır. Gürültüden uzaklaşıp kalbin sesini duyabilmektir.
Fakat toplumun dışında yaşayan insanın da bir kalbi vardır. O da anlaşılmak ister, o da bir gün birinin gerçekten onu görmesini ister. Belki çok şey istemez; sadece samimiyet, sadece gerçek bir söz… Çünkü insanı hayatta en çok yaralayan şey yalnızlık değil, sahte yakınlıklardır.
Bazen insan kalabalıkların içinden geçer ama hiçbirine ait olmadığını hisseder. Sanki herkes başka bir dünyanın insanıdır da o yanlışlıkla oraya düşmüştür. İşte o an insan sessizce geri çekilir. Gürültüyü geride bırakır ve kendi iç dünyasına sığınır.
Orada ne gösteriş vardır ne de sahte maskeler. Sadece insanın kendi gerçeği vardır. Kırılmış yanları, umutları, suskunlukları… Ve insan bazen en çok da orada kendisi olur.
Belki de bazı insanlar bu dünyaya kalabalıklara karışmak için değil, kalabalıkların içinde kaybolmuş gerçekleri hatırlatmak için gelir.
Çünkü herkes aynı yolda yürürken, başka bir yol seçebilen insanlar vardır.
Ve bazen o yol yalnız gidilir.
Toplumun dışında yaşamak
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar