İnsanın en büyük çaresizliği, bazen en büyük maskesi olur.
Gülersin… İçinde fırtına koparken bile dışarıya sahte bir bahar serpersin.
Kimse bilmez, yüzünde çiçek gibi duran tebessümün aslında kaç gece dökülen gözyaşının mecburi ürünü olduğunu.
Gülmek, senin son savunma hattın olur; yıkılmamak için seçtiğin bir direniş şekli…
Ağlanacak hâline gülmek denir ya, işte tam da o.
Bazı yaralar vardır, içten içe kanar ama kimseye gösteremezsin.
Göstermemek, bir gurur değil aslında; bir alışkanlık…
Yıllarca insanların omuz yerine yük olduklarını görünce,
“Sözle anlatırsam hafiflerim” diye değil,
“Daha da ağırlaşırım” diye susmayı öğrenirsin.
O yüzden susarsın, gülersin…
Ve gülüşün, yüreğinin sessiz çığlığı olur.
Dert birikir, acı çoğalır, nefesin bile taşır taşır yüklenir.
Sonra bir gün, kendini en dipte bulursun.
Öyle bir dip ki…
Ne bir el gelir tutmaya, ne bir ses gelir duymaya.
Orada yalnızsındır.
Ama yine de gülersin…
Bazen insanın içi öyle dolar ki, kime anlatsa eksik kalır;
çünkü kimse, yaşananı yaşayan kadar bilemez.
Bu yüzden gülmek, çoğu zaman bir anlatma biçimidir aslında
dilin susar, yüzün konuşur.
“İyiyim” dersin gülümseyerek,
ama yüreğin fısıldar:
“Keşke biri gerçek hâlimi görse.”
Ama herkes kendi yükünü kendi taşır bu hayatta.
Sen anlatmak istediğinde dinleyecek insan bulamazsın;
susmak istediğinde ise herkes bir şeyler sormak için sıraya girer.
İşte o an anlarsın:
Dert dediğin şey başkasına değil, sadece sana ağırdır.
O yüzden gülersin…
Biraz mecburiyetten, biraz da alışkanlıktan.
Geceler uzun olur; düşünceler ses olur, sesler çığlığa dönüşür.
Kimsenin duymadığı bir karanlıkta kendi kendine dağılır,
kendi kendine toplanırsın.
Sabaha çıktığında ise yine gülersin…
Kimse bilmesin diye değil,
kimse yük olmasın diye değil…
Artık acıya kendi başına alıştığın için.
Yara kabuk bağlar, acı kabullenilir, insan kendi kendinin ilacı olur.
Ve garip bir şey fark edersin:
Gülüşün değişmiştir.
Eskiden neşenin içinden gelirdi,
şimdi dayanmanın içinden geliyor.
Bir zamanlar kahkahan gerçekti,
şimdi ise direncinin bir parçası.
Ama işte tam burada umut da sessizce filiz verir.
Çünkü insan en çok tükendiği yerden yeniden doğar.
Yıkıldığını sandığın anda,
kalbinin bir köşesinde hâlâ ayakta kalmayı seçen küçük bir ışık vardır.
O ışık, seni her şeye rağmen ayakta tutar;
gülüşün ne kadar yorgun olursa olsun,
o ışığın adı hep aynıdır: Umuda Güven.
Ağlanacak hâline gülmek, işte o umudu kaybetmemek içindir aslında.
Belki kimse görmez, kimse anlamaz ama…
Sen bilirsin.
Ve o bilmek, seni hayatta tutar.
Bazen insan en çok güldüğü gün, en çok acı çektiği gündür.
Ama bil ki…
Her gülüş, bir sabrın müjdecisidir.
Ve her sabır, sonunda mutlaka bir ferahlığın kapısını aralar.
Ağlanacak hâline gülsen de,
Yüreğindeki bütün yaraları bir gün onaracak bir sabah mutlaka doğar…
Sen yeter ki kırılmadan kırıklarını taşıyacak kadar güçlü kal.