Gece yine herkesi uyuttu; beni uyandıramadı.
Işıkları kapattım, çünkü karanlık hatıraları daha dürüst anlatıyor.
Bir sandalye çektim kalbimin tam karşısına,
oturdum…
Anılarımla baş başa kaldım.
Bazıları gülümseyerek geldi;
“Hatırladın mı?” der gibi.
Bazıları sessizdi,
sessizlikleri bile ağırdı.
En çok da yarım kalanlar konuştu bu gece:
söylenmemiş sözler, tutulmamış eller,
“kalsaydın” diye başlayan ama bitmeyen cümleler…
Bir de kimseye anlatamadığım anılar var;
kelimelere sığmayanlardan.
Anlatsam hafiflemeyecek,
sussam geçmeyecek olanlardan…
Onlar en çok gecenin en sessiz yerinde yokluyor insanı.
Ne bir ses çıkarıyorlar
ne de izin istiyorlar.
Sadece gelip oturuyorlar içime,
sanki hep oradaymış gibi.
Anladım ki anılar geçmişte kalmıyor;
insanın içine yerleşiyor.
Ne zaman yorulsan,
ne zaman gülsen,
ne zaman susup uzaklara dalsan,
oradan bakıyorlar sana.
Bazı anılar var;
insanı büyütür.
Bazıları ise yaşlandırır.
Ben ikisini de taşıyorum omuzlarımda.
O yüzden bazen gülüşüm ağır,
bazen susuşum uzun.
Bazen düşünüyorum;
insan neden bazı geceleri
diğerlerinden daha çok hatırlar?
Demek ki her gece aynı karanlık değil.
Bazısı sadece uyutur,
bazısı yüzleştirir.
Bu gece yüzümden kaçamadım.
Ne aynadan,
ne kendimden…
Ve anladım ki bazı anılar,
affedilmediği için değil,
anlaşılamadığı için can yakıyor.
İnsan, kendini bile ikna edemediği hatıralarla yaşıyor bazen.
“Böylesi daha doğruydu.” diyerek avutuyor kalbini,
ama kalp…
doğruyla değil, özlemle atıyor.
Eskiden “unuturum” dediğim şeyler
meğer sadece susuyormuş.
Zaman unutturmuyor;
sadece konuşma sırasını değiştiriyor.
Gündüz hayat bağırıyor,
gece içimiz.
Ve gece kazandığında
insan en çıplak hâliyle kalıyor.
Bir fotoğraf düştü elime gecenin bir yerinde.
Zaman sarartmış kenarlarını,
ama içindeki bakış hâlâ capcanlıydı.
Demek ki zaman her şeyi eskitemiyor.
Bazı yüzler,
yıllar geçse de insanın içinden gitmiyor.
Bir yanım hâlâ
“belki”lerle yaşıyor.
Olmamış ihtimaller,
gidilmemiş yollar,
söylenmemiş “kal”lar…
Diğer yanım ise
çoktan yorulmuş.
Hatırlamaktan değil;
aynı yere her seferinde
aynı kalple dönmekten.
Anılarla baş başa kalınca
kimseye kızamıyorsun;
ne gidenlere
ne kalanlara…
Sadece kendine dönüyorsun.
“Ben nerede vazgeçtim?” diye soruyorsun.
Ve fark ediyorsun ki
insan bazı anıları özlemiyor aslında;
o anılardaki kendini özlüyor.
Daha saf, daha inanmış,
daha kolay umut eden hâlini…
Anladım ki
bazı anılar geçmez,
çünkü biz geçemeyiz onların içinden.
Orada bıraktığımız bir parça vardır;
dönüp alamadığımız,
alsak da eskisi gibi durmayan…
İnsan kendini en çok
orada kaybeder.
Gece bittiğinde
anılar yine susacak, biliyorum.
Ama içimde bıraktıkları iz
bütün gün benimle yürüyecek.
Çünkü geçmiş geçmiyor;
sadece konuşmayı geceye bırakıyor.
Sabah olur birazdan.
Anılar yine köşelerine çekilecek.
Ben de kalabalığa karışacağım.
Ama bilirim…
Gece olunca
yine çağıracaklar beni.
Ve ben,
her sabah hayata karışırken
içimde bir sandalyeyi boş bırakıyorum.
Gece olunca
anılar otursun diye.
Çünkü bazı yüzleşmeler
ertelemeyi sevmez.
Çünkü bazı insanlar yalnız kalmaz;
anılarıyla yaşar.
Anılarla baş başa
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar