Eskidendi o günler…
Çayın buharı daha samimiydi mesela. İnce belli bardakta demlenen sadece çay değil, muhabbetti. İnsanlar birbirine saat değil, ömür ayırırdı. Kapılar kilitli değil, gönüller açıktı.
Eskidendi o günler…
Bir sokağın başında çocuk kahkahası duyulurdu akşam ezanına kadar. Toprağa düşen dizler acırdı ama kalpler kırılmazdı bu kadar kolay. Şimdi her şey beton; yollar da sert, insanlar da.
Eskidendi o günler…
Bir mektup gelirdi, haftalarca saklanırdı yastık altında. Şimdi kelimeler ucuzladı. “Özledim” demek kolaylaştı ama özlemek ağırlaştı. Bir zamanlar hasret sabırla büyürdü; şimdi sabırsızlıkla tüketiliyor.
Eskidendi o günler…
Akşamları babalar eve yorgun ama huzurlu dönerdi. Annelerin sesi mutfaktan değil, kalpten gelirdi. Sofra küçüktü belki ama bereket büyüktü. Şimdi masalar geniş, gönüller dar.
Eskidendi o günler…
Sevda da başkaydı. Birine “benim” demek sahip olmak değil, emanet bilmektir. Şimdi insanlar birbirini taşır gibi değil, tüketir gibi seviyor. Oysa sevgi yük değil, yürek işiydi.
Eskidendi o günler…
Gözyaşı utanılacak bir şey değildi. Erkekler de ağlardı, kadınlar da sabrederdi. Acı saklanmaz, paylaşılırdı. Şimdi herkes güçlü görünmeye çalışıyor ama kimse gerçekten güçlü değil.
Eskidendi o günler…
Belki imkân azdı ama insan çoktu. Şimdi imkân çok, insan az. Teknoloji hızlandı ama kalpler yavaşladı. Birbirimize yetişiyoruz ama birbirimize değemiyoruz.
Eskidendi o günler…
Mahalle aralarında akşam serinliği başka eserdi. Bir tabure çekilir, kapı önünde oturulurdu. Kimsenin kimseye yabancı olmadığı zamanlardı. Şimdi aynı apartmanda yıllarca yaşayıp adını bilmediğimiz insanlar var.
Eskidendi o günler…
Birine kırılınca yüzüne bakamazdık, utanırdık. Şimdi insanlar göz göre göre incitiyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Özürler bile samimiyetini kaybetti; dillerde var, kalplerde yok.
Eskidendi o günler…
Bayram sabahları erken kalkılırdı. Yeni ayakkabının kokusu mutluluk sayılırdı. Büyüklerin eli öpülürken sadece gelenek değil, saygı da yaşardı. Şimdi mesajla bayramlaşıyoruz; kalpler temassız.
Eskidendi o günler…
Bir radyo çalardı evin bir köşesinde. Türküler sızardı içimize. O şarkılar yaraya tuz değil, merhem olurdu. Şimdi kulaklık var ama dinleyen yok; ses var ama hisseden az.
Eskidendi o günler…
Yoksulluk vardı belki ama şükür de vardı. İnsan elindekine bakar, “Elhamdülillah” derdi. Şimdi her şey var ama doymayan bir boşluk var içimizde. Sahip olduklarımız arttı, huzurumuz azaldı.
Eskidendi o günler…
Sevilen kişi bir ömür sevilirdi. Kavga edilirdi ama terk edilmezdi. Şimdi en küçük fırtınada gemiler yakılıyor. Sabır azaldı, tahammül inceldi.
Eskidendi o günler…
Gece olunca gökyüzüne bakılırdı. Yıldızlar daha parlak sanırdık. Belki yıldızlar aynıydı ama bakışlarımız daha temizdi. Şimdi göğe değil, ekrana bakıyoruz.
Eskidendi o günler…
İnsan sözünün arkasında dururdu. Bir “tamam” demek, imza atmaktan ağırdı. Şimdi sözler rüzgâr gibi; esiyor, kayboluyor.
Ve belki de en çok…
Eskidendi insanın insana güveni.
Şimdi herkes temkinli, herkes biraz kırık, herkes biraz yorgun.
Acaba gerçekten o günler mi güzeldi, yoksa biz mi daha masumduk?
Belki de mesele zamana değil, kalbe aitti.
Ama yine de…
Bir umut saklı içimizde.
Belki o eski günleri geri getiremeyiz ama eski kalbi yeniden kurabiliriz.
Çünkü zaman değişse de insanın özü değişmek zorunda değil.
Eskidendi o günler…
Ama belki bir gün,
“Yeniden oldu o günler” diyebiliriz.
Eskidendi o günler
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar