Bu bir yol hikâyesi değil…
Bu, yürümekten vazgeçemeyenlerin hikâyesi.
Kırık kalpliler kervanı, gecenin en sessiz saatinde yola çıkar.
Ne davul vardır ne de düdük…
Sadece içe çöken bir sızı
ve “belki” kelimesine tutunan umutlar.
Bu kervanda herkes susarak konuşur.
Gülüşler yarım, bakışlar yorgundur.
Kimisi sevilmemiştir,
kimisi çok sevdiği hâlde terk edilmiştir.
Ama hepsinin ortak bir yükü vardır:
İçine gömdüğü cümleler.
Kervanda kimse kimseye “Neden?” diye sormaz.
Çünkü herkes cevabı bilir ama söylemeye cesaret edemez.
Bazı acılar anlatılınca küçülür;
bazıları ise anlatılınca insanı ele verir.
Bu yüzden kırık kalpliler
acılarını sessizce taşımayı öğrenmiştir.
Bir çay bardağının buğusunda
ya da gecenin en karanlık vaktinde
kendilerine fısıldarlar adlarını.
Bazıları bir ismi taşır kalbinde,
bazıları bir mezar gibi saklar hatıraları.
“Geçer.” diyenlere inanmamışlardır artık;
çünkü bazı acılar geçmez…
Sadece insanı değiştirir.
Kervanın bazı yolcuları
hâlâ sevdiği hâlde vazgeçmiştir.
Bazıları vazgeçtiğini sanır ama
kalbi her durakta geri döner.
Çünkü kalp, akıldan önce yola çıkar
ve en son varır gerçeğe.
Kervanın en önünde yürüyenler,
en çok yaralananlardır.
Geriye dönüp bakmazlar;
çünkü geride kalan her şey biraz daha kanatır.
Bazen kervan durur…
Herkes olduğu yere çöker.
Kimse ağladığını belli etmez
ama gökyüzü biraz daha ağırlaşır.
İşte o anlarda
kırık kalpliler anlar:
Yalnız değiller
ama yine de yapayalnızlar.
Ama yine de yürür bu kervan…
Çünkü kırık kalpliler bilir:
Durmak, acının yerleşmesine izin vermektir.
Yürümek ise hayatta kalmanın sessiz bir şeklidir.
Ve sabah olunca…
Herkes yüzüne yeni bir maske takar.
“İyiyim.” kelimesiyle devam eder yola.
Kimse bilmez;
o maskenin altında
kaç gece uykusuz kalındığını,
kaç dua yarım bırakıldığını.
Belki bir gün yollar kesişir,
belki bir gün bir kalp başka bir kalbi tanır.
Ama o güne kadar
kırık kalpliler kervanı,
hüzünle ama onurla yürümeye devam eder.
Ve bil ki…
Bu kervana katılan herkes kaybetmiş değildir.
Bazıları sadece
yanlış yerde sevmiştir.