
Sıradan bir günün telaşı içinde kaldırımlarda yürürken gözünüz elbet yere takılır. Tozun toprağın içinde parlayan o küçük metal parçalarını; yani 5 kuruşları, 10 kuruşları hepimiz görürüz. Ancak pek çoğumuz için bu paralar artık sadece "eğilip almaya değmeyen" birer metal yığını haline gelmiş durumda. Çoğu insan o parayı gördüğü halde, vaktini veya zahmetini o 5 kuruştan daha değerli bulduğu için üzerine basıp geçiyor. Oysa o küçümsenen metal parçasının üzerinde, sadece bir rakam değil, koca bir ulusun haysiyeti yatıyor.
Bu kayıtsızlık sadece kişisel bir tercih değil; ekonomik bir gerilemenin ve sembollere karşı oluşan bir körleşmenin sonucudur. Her şey, 1 Ocak 2005 tarihinde paradan altı sıfırın atılması ve "Yeni Türk Lirası" (YTL) döneminin başlamasıyla değişmişti. O günlerde "Yeni Kuruş" lar hayatımıza girdiğinde, 5 ve 10 kuruşların ciddi bir ağırlığı vardı.
Hatırlayın; 2005 yılında bir ekmek sadece 25-30 kuruştu. Yani cebinizdeki üç tane 10 kuruş, fırından sıcak bir ekmek alabiliyordu. 1 Ocak 2009'da paranın başındaki "Yeni" ibaresi kalkıp bugünkü Türk Lirası formuna geçtiğimizde de bu bozuk paralar hala bir alım gücüne sahipti. Bir çocuk 5 kuruşla sakızını alabiliyor, birkaç 10 kuruşla okul harçlığını tamamlayabiliyordu.
Bugün, o ilk YTL’li günlerin üzerinden 21 yıl geçti. Geldiğimiz noktada yüksek enflasyon sebebiyle, yerdeki o 10 kuruşlardan yüz tanesini toplasanız bile bir ekmek alamaz hale geldik. Hatta bugün o 5 kuruşun içindeki metalin maliyeti, kendi değerinden çok daha yüksek. Bizler rakamlara ve paranın "ne satın alabildiğine" o kadar odaklandık ki, o rakamın hemen yanındaki asıl kıymeti unuttuk. Paramızın alım gücü düştükçe ona olan saygımız da maalesef aynı oranda azaldı. Oysa paranın üzerindeki mühür, ekonominin durumundan bağımsızdır.
Bir Paradaki İki Büyük Emanet
Yerde tozun toprağın içinde kalan o metal parayı elinize alıp bir bakın. Üzerinde iki sarsılmaz gerçek göreceksiniz:
1. Türkiye Cumhuriyeti Yazısı: Bu ibare, uğruna can verilen, bedeller ödenen bağımsızlığımızın tapusudur. Paranın alım gücü düşebilir ama devletin isminin yerlerde sürünmesi, bir milletin öz saygısının sarsılmasıdır.
2. Mustafa Kemal Atatürk’ün Portresi:Bir ülkenin kurucusunun resmi, o ülkenin ortak hafızasıdır. Atatürk'ün resminin olduğu bir paranın ayaklar altında kalması, sadece maddi bir kayıp değil, milli bir vefasızlıktır.
100 liralık banknotu yerden kapmak için yarışan birinin, 5 kuruşun üzerinden basıp geçmesi; değer kavramını sadece "cüzdanla" sınırladığımızın en acı kanıtıdır. Bir bayrak nasıl ki sadece bir kumaş parçası değilse, üzerinde devletin adını ve kurucusunu taşıyan para da sadece bir metal yığını değildir. Onu yerden alıp temizleyen el; aslında yere düşen bir onuru, bir hatırayı ayağa kaldırıyordur.
Artık bir karar vermenin vaktidir. Eğer bugün ekonomik şartlar bu paraları "eğilip alınmayacak" kadar kıymetsizleştirmişse, bu durum milli değerlerimize zarar vermektedir. Üzerinde devletimizin adı ve aziz kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi bulunan paraların yerlerde sürünmesine, paslanmasına ve ayaklar altına alınmasına daha fazla seyirci kalınmamalıdır. Bu paralar, milli onurumuzun korunması adına derhal tedavülden kaldırılmalı ve onurlu bir şekilde tarihteki yerini almalıdır. Değeri kalmayan bir metali piyasada tutmak, o metalin üzerindeki kutsal değerlerin de hırpalanmasına göz yummaktır. Milli değerlerimizi tozlu kaldırımlardan kurtarmak, hepimizin bu vatana borcudur. Unutmayın, yere düşen sadece 5 kuruş değildir; bizim o paraya ve o paranın temsil ettiği cumhuriyete olan sadakatimizdir.