Ramazan ayı; nefis terbiyesi, dayanışma ve paylaşma iklimidir.
Ancak ne hikmetse, maneviyatın zirve yapması gereken bu kutsal ayda, toplumun bir kesimi (özellikle gıda sektörü) bu manevi iklimi maalesef kirli bir kazanç kapısına dönüştürüyor: Cebimizdeki son kuruşa gözlerini dikmekten geri kalmıyorlar.

Zaten yılın on bir ayı boyunca piyasa koşulları, döviz kuru, nakliye maliyeti diye diline pelesenk ettikleri bahanelerle yapılan zamlar yetmiyormuş gibi, daha Ramazan hilali görünmeden bu bahaneler yerini hiçbir kural tanımayan bir açgözlülüğe bırakıyor.

Akşam ezanını bekleyen milyonların sofrasındaki hurmadan, iftariyelik peynire, hatta en temel ihtiyaç olan ekmeğe kadar uzanan bu zam seli ne ticaret ahlakına sığar ne de insanlığa.

İbadet ve arınma ayı olan Ramazan, dar gelirlinin kursağından geçecek bir lokma zeytine "fırsat bu fırsat" diyerek zam yapanların panayırına dönüştü.

Market raflarındaki etiketlerin her gün yukarı çekilmesi tesadüf olamaz; bu, düpedüz organize bir vicdan tutulmasıdır.

Pazar tezgahlarında sabah makul olan fiyatların, Ramazan ayı sebebiyle hiçbir maliyet değişmediği halde "nasılsa mecbur alacaklar" denilerek gün içinde adım adım yukarı çekilmesi, akşam pazarından artık toplayan emeklinin sırtına binen ağır bir yük, yapanın ise boynundaki büyük bir vebaldir.

Aynı sinsi çark market raflarında da dönüyor; aylar önce ucuza alınıp depolanan eski stoklar, Ramazan boyunca sanki yeni ve pahalı gelmiş gibi rafa sürülüyor.

Personel gizlice eski etiketleri söküp fahiş fiyatları yapıştırırken, vatandaşın çaresizliği "yeni sevkiyat" yalanıyla ganimet biliniyor.

Bir ürünün talebi arttı diye fiyatını üç katına çıkarmak, piyasa ekonomisi değil ahlak erozyonudur.

Ürünü depoda bekletip piyasaya az sürerek suni kıtlık yaratanlar, dar gelirlinin sofrasındaki ekmeğe el uzatmaktadır.

Paylaşmanın esas olduğu bir ayda, komşusu açken tok yatmamayı öğütleyen bir iklimde yaşayıp da o komşunun sofrasındaki yangını söndürmek yerine üzerine kâr hırsıyla odun atanlara sormak lazım: “Kazandığınız o haksız paralarla kurduğunuz iftar sofralarında huzur bulabiliyor musunuz?” Sofradaki bereketi kendi kâr hırslarıyla baltalayanlar, aslında toplumsal barışa kastediyorlar. Halkın bu en hassas dönemini bir "hasat mevsimi" olarak gören zihniyet, bu toprakların ruhuna yabancıdır.

Elbette devlet denetimi şarttır; ancak bu sadece para cezasıyla çözülecek bir mesele değildir. Zira zincir marketler, devletin kestiği cezayı ürün etiketlerine sadece "1 TL" ekleyerek yine halkın sırtına yüklüyor; yani ceza aslında esnafa değil, yine vatandaşa kesiliyor! Devletin keseceği ceza sadece parasal olmamalı; gerekirse kapatma ve hapis cezaları da masaya yatırılmalıdır. Ayrıca raftaki fiyatı artırırken vicdanını susturan satıcıya karşı toplumun kendisi de "boykot" silahını çekmelidir. Unutulmasın ki; sofradan çalınan her lokma, bir gün o fırsatçıların boğazında düğümlenir.

Ramazan, gönülleri doyurma ayıdır. Bu ayı "ganimet ayı" sananlara karşı sesimizi yükseltmek, sadece bir vatandaşlık görevi değil, aynı zamanda bir insanlık borcudur.

Bu vesileyle; fırsatçılardan uzak, paylaşmanın huzuruyla dolup taşan, bereketin sofralarımızdan eksik olmadığı bir ay diliyorum. Tüm okurlarımızın ve İslam aleminin Ramazan-ı Şerif'ini en kalbi duygularımla tebrik eder, bu mübarek ayın hepimize arınma ve vicdan ferahlığı getirmesini temenni ederim. Hayırlı Ramazanlar."