Türkiye’de siyaset, çoğu zaman geçmişin tozlu sayfalarını bugünün eksiklerini örtmek için bir kalkan olarak kullanır.
Bunun en taze örneğini, Ocak 2026 başında (birkaç gün önce), bir yerel siyasetçinin: "Emekli maaşlarının ve asgari ücretin bugün için yetersiz kaldığını görüyoruz... Ancak şunun altını çizmem gerekir; emekli maaşları düşük de olsa düzenli alıyor mu emeklimiz? Alıyor. Emekli maaşlarının aylarca ödenmediği dönemleri biliyoruz." iddia etmesiyle bir kez daha yaşadık.
Ancak toplumsal hafıza ile tarihsel gerçeklik arasındaki o ince çizgiyi doğru çizmek zorundayız.
Bu sözler sosyal medyada ve kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Özellikle ekonomi uzmanları ve emekli dernekleri bu iddiaya sert tepki gösterdi:
· Sosyal güvenlik uzmanları (örneğin Prof. Dr. Aziz Çelik), Türkiye Cumhuriyeti tarihinde emekli maaşlarının "aylarca ödenmediği" bir dönemin yaşanmadığını, bu iddianın bir "şehir efsanesi" veya siyasi bir çarpıtma olduğunu belirttiler.
· Geçmişte (özellikle 70'li ve 90'lı yıllarda) maaş ödemelerinde teknik nedenlerle veya bayramlar sebebiyle birkaç günlük gecikmeler veya banka önlerinde kuyruklar oluşmuş olabilir; ancak maaşların aylarca yatmaması gibi bir durumun kayıtlarda yeri bulunmuyor.(O yıllarda şimdiki gibi maaşlar bankamatikten çekilmiyordu ve direkt bankalardan alındığı için resmi tatil günlerine denk gelen günlerde ödemeler resmi tatil bittiğinde yapılıyordu.)
· Emekli federasyonları, bu tür açıklamaların mevcut ekonomik zorlukları (düşük alım gücü) gölgelemek için yapıldığını savunarak, "Eskiden ödenmiyordu, şimdi az da olsa ödeniyor, şükredin" mesajının verilmek istendiğini ifade ettiler.
Türkiye tarihinde emekli maaşlarının tamamen ödenmediği bir yıl veya dönem bulunmamaktadır. Devlet, en ağır ekonomik kriz dönemlerinde bile emekli maaşlarını bir şekilde ödemeye devam etmiştir.
Ancak geçmişten bugüne, maaşların "ödenmemesi" değil ama emekli maaşlarının "ö-de-ne-me-ye-ce-ği-ne" veya ,"ödenmesinde zorluk yaşanabileceği “ne dair söylemler olmuştur:
1. 1990'lı Yıllar ve Süleyman Demirel- Yaşar Okuyan Dönemi
1990’lı yıllarda sosyal güvenlik sistemindeki (SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı) aktüeryal dengeler bozulmuş, (bir sosyal güvenlik sisteminin gelirleri (çalışanlardan alınan primler) ile giderleri (emekli maaşları, sağlık ödemeleri vb. arasındaki uzun vadeli mali dengedir.) ve kurumlar büyük açıklar vermeye başlamıştır.
Bu dönemde:
Yaşar Okuyan (Dönemin Çalışma Bakanı): 1999 yılındaki sosyal güvenlik reformu sürecinde, sistemin çökmek üzere olduğunu ve eğer reform yapılmazsa "Yakın gelecekte emekli maaşlarını ödeyemez hale geleceğiz" uyarısını en sert şekilde dile getiren isimdir. Okuyan, o dönemde primlerin maaşları karşılamadığını sayısal verilerle savunmuştu.
Süleyman Demirel: 1992 yılında emeklilik yaşını düşüren (EYT'nin başlangıcı kabul edilen süreç) düzenlemeyi yapan lider olarak bilinse de, sonraki yıllarda sistemin üzerindeki yük arttıkça, bu durumun sürdürülemez olduğuna dair eleştirilerin odağı olmuştur. Muhalefet, Demirel'in bu hamlesinin sistemi "maaş ödeyemez" noktasına getirdiğini iddia etmiştir.
· Maaşların ödenemeyeceğine dair ciddi siyasi tartışmalar ve korkular yaşanmıştır.
· Ancak devlet, bütçeden bu kurumlara transferler yaparak ödemelerin aksamasına izin vermemiştir.
· Zaman zaman teknik nedenlerle veya bayram tatilleriyle birleşen kısa süreli (birkaç günlük) gecikmeler yaşanmış olsa da, maaşların hiç yatmadığı bir ay olmamıştır.
2. Ekonomik Kriz Dönemler ive Kemal Kılıçdaroğlu ve SSK Genel Müdürlüğü Dönemi (1994, 2001)
Siyasi polemiklerde sıkça karşımıza çıkan bir diğer konu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürü olduğu (1992-1999) dönemdir.
· AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan: Kılıçdaroğlu'nun görev yaptığı dönemdeki SSK açıklarına atıfta bulunarak, "Sizin döneminizde hastanelerde kuyruklar vardı, emekli maaşları ödenemez hale getirilmişti" şeklinde eleştirilerde bulunmuşlardır. Kılıçdaroğlu ise bu açıkların, dönemin hükümetlerinin aldığı (emeklilik yaşını düşürmek gibi) siyasi kararlardan kaynaklandığını savunmuştur.
Bu yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve devalüasyonlar nedeniyle:
· Maaşlar yatmış olsa bile, alım gücü çok ciddi şekilde düşmüştür.
· Emekliler maaşlarını almışlar ancak hiperenflasyon nedeniyle bu maaşın değeri günümüzde olduğu gibi ay sonuna kadar hızla erimiştir.
3. 2001 Krizi ve Bülent Ecevit Hükümeti
Türkiye'nin en ağır ekonomik krizlerinden biri olan 2001 krizinde:
· Hükümet yetkilileri maaşları ödemek için IMF'den gelen kredilere ihtiyaç duyulduğunu belirtmişlerdi. O dönemde "Maaşlar yatacak mı?" endişesi toplumda çok yaygındı. Siyasi rakipler, hükümetin kasada para bırakmadığını ve maaşların ödenemez noktada olduğunu sık sık vurgulamıştı.
4. Günümüzdeki Tartışmalar
Son yıllarda (2023-2025 dönemi) maaşların ödenmemesi değil, yetersizliği üzerinden bir söylem hakimdir:
· Muhalefet Sözcüleri: "Emekli maaşı asgari ücretin altına düştü, devlet emeklisini yük olarak görüyor" diyerek iktidarı eleştirmektedir.
· Ekonomi Yönetimi (Mehmet Şimşek vb.): Zaman zaman bütçe disiplinine vurgu yaparak, sosyal güvenlik üzerindeki yüklerin (EYT gibi) bütçeye maliyetinin "sürdürülebilir" olması gerektiğini belirtmektedirler. Bu, dolaylı yoldan "kontrol edilmezse sistem tıkanır" mesajı taşımaktadır.
Özetle: Siyasiler hiçbir zaman "Maaşı kasten ödemiyoruz" dememişlerdir; ancak muhalefet iktidarı "Maaşları ödeyemeyecek hale getirmekle", iktidar ise geçmişi "Sistemi batırıp maaş ödenmesini tehlikeye atmakla" suçlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde emeklilerin toplu olarak maaşsız kaldığı bir yıl yoktur. Devletin "temerrüde düşmesi" (borcunu ödeyememesi) gibi bir durum yaşanmadığı için emekli maaşları her zaman öncelikli ödeme kalemi olarak kalmıştır.