Hazan vurdu yapraklara…
Bir bir dökülmeye başladı anılar. Her biri sararmış bir hatıra gibi savruluyor zamanın rüzgârında.
Kimi gülüşler gibi solgun, kimi vedalar kadar sessiz…
Gökyüzü bile kederli bugün; bulutlar hüzne bürünmüş, rüzgâr sanki iç çekiyor.

Bir zamanlar yeşil olan dallar, şimdi sarı bir ayrılığın renginde.
Ne de olsa her mevsim bir dersi saklar içinde;
bahar umut verir, yaz yakar, ama hazan… o öğretir kaybetmeyi.
Belki de olgunlaşmak biraz solmaktır… Biraz eksilmek, biraz sessiz kalmak.

Hazan vurdu yapraklara, kalbime de dokundu aynı hüzün.
Bir zamanlar içimde filizlenen umutlar, şimdi rüzgârla savrulan yapraklar gibi paramparça.
Ama yine de bilirim; her düşen yaprak, yeniden doğacak bir baharın müjdesidir.
Ve ben, bu sonbaharın hüznünü yüreğimde taşırken, bir gün yeniden yeşereceğime inanırım.

Çünkü her hazan bir son değil…
Bazen sadece, kalbin dinlenmeye çekildiği bir mevsimdir.

Hazan vurdu yapraklara,
bir ben kaldım savrulmayan…
Rüzgâr aldı kokunu, götürdü bilmediğim yollara.
Ne bir ses, ne bir iz kaldı geride…
Sadece yüreğimde, küllenmiş bir yangının sıcaklığı.

Kimi “unuttum” der ama ben bilirim;
unutan değil, mecbur kalan unutur.
Ben kalmışım burada, sen gitmişsin çoktan…
Geceleri sensizliğe sarılıyorum,
yastığım bile ağlıyor artık sessizliğime.

Bir sokak lambası yanıyor penceremin önünde,
her gece aynı ışık, ama başka bir acı.
Bir bakıyorum, düşen her yaprakta sen varsın…
Bir bakıyorum, rüzgârın sesi senin adını fısıldıyor.

Hazan vurdu yapraklara, ama en çok bana vurdu bu mevsim.
Çünkü ben her sonbaharda biraz daha eksiliyorum,
biraz daha unutuluyorum senin mevsiminde…
Ve biliyorum, bazı ayrılıklar dualarla değil,
suskunlukla kabulleniliyor.

Ve sonra…

Bir sessizlik çöktü şehrin üstüne.
Ne bir adım, ne bir nefes, ne de bir umut sesi kaldı.
Sokaklar bile üşüyor artık,
benim içim gibi…

Camın önünde bir sandalye, üzerinde ben;
dışarıda savrulan yapraklara bakıyorum,
her biri sanki bir hatıranın vedası.
Artık konuşan yok,
sadece rüzgâr var…

Rüzgâr bile usulca geçiyor içimden,
adı seninle başlıyor, sessizlikle bitiyor.
Ve ben yine aynı yerdeyim;
yıkılmış, ama alışmış bir yürekle,
bir sonbahar daha susuyorum…