İnsan bazen, neyle meşgul olduğunu fark etmeden yaşar. Günler geçer, saatler birbirine karışır; yapılan işler yapılmış olmak için yapılır, söylenen sözler söylenmiş olmak için söylenir. İşte o an başlar abesle iştigal… Yani manasızın içinde kaybolmak, boşluğa emek vermek, ruhu yoran ama kalbe hiçbir şey katmayan bir uğraşın içinde sürüklenmek.
Oysa hayat, insana verilmiş en kıymetli sermayedir. Her nefes, bir daha geri gelmeyecek bir fırsattır. Lakin insan çoğu zaman bunun farkına varmaz. Küçük hesapların peşinde koşar, değersiz tartışmalara kapılır, kırıcı sözlerle kalpler incitir. Sonra da “Neden huzur yok?” diye sorar kendine. Halbuki huzur, anlamlı olanın peşinden gitmekle bulunur; boş olanla değil.
Abesle iştigal, sadece vakit kaybı değildir. Aynı zamanda ruhun yavaş yavaş körelmesidir. İnsan, değersiz şeylere alıştıkça değerli olanı unutmaya başlar. Kalbi inceliklerden uzaklaşır, derinlik yerine yüzeyselliğe razı olur. Oysa bir insanın en büyük zenginliği; düşündüğü, hissettiği ve anlam kattığı şeylerdir.
Bir düşün… Gün boyu uğraştığın şeyler, gerçekten seni büyütüyor mu? Sana bir şey katıyor mu? Yoksa sadece yoruyor mu? İşte bu sorunun cevabı, insanın kendine olan dürüstlüğünde saklıdır. Çünkü herkes bilir aslında neyin boş, neyin dolu olduğunu. Fakat kabul etmek zordur.
Abesle iştigalden kurtulmak, insanın kendine dönmesiyle başlar. Gereksiz olanı ayıklamak, lüzumsuz sözlerden uzak durmak, kalbi yoran değil, besleyen işlere yönelmek… İşte asıl kurtuluş burada gizlidir. Çünkü insan, neyle meşgulse biraz da odur.
Ama ne yazık ki, çağımız insanı boşlukla barışmış gibidir. Saatlerce süren anlamsız meşguliyetler, bitmek bilmeyen oyalanmalar, hakikatten uzaklaştıran uğraşlar… İnsan, kendini avutmak için çoğu zaman boşluğu doldurur; fakat o boşluk, iç dünyasında daha büyük bir boşluk açar. Ne kadar doldurmaya çalışsa da eksiklik hissi peşini bırakmaz.
Kalp, hakikatle beslenmediğinde yorulur. Ruh, anlam bulamadığında daralır. İşte o zaman insan, en kalabalık ortamların içinde bile yalnız hisseder kendini. Çünkü onu yalnızlaştıran şey, çevresindeki insanlar değil; meşgul olduğu boşluklardır.
Oysa insan, anlamlı bir gayenin peşine düştüğünde değişir. Küçük bir iyilik bile kalpte büyük bir huzur bırakır. Bir gönle dokunmak, bir yaraya merhem olmak, bir doğruyu savunmak… İşte bunlar, insanı insan yapan uğraşlardır. Bunlar asla abes değildir; aksine hayatın özüdür.
Şunu unutma:
Her geçen gün, ömür defterinden kopan bir yapraktır.
Ve o yaprağın üzerine ne yazdığın, senin hayatını anlatır.
Ya boşlukla dolu satırlar bırakacaksın ardından,
Ya da anlamın, değerin ve iz bırakmanın hikâyesini…
Öyleyse gel…
Kendini tüketen değil, seni yücelten işlerle meşgul ol.
Sözlerin fayda versin, suskunluğun bile anlam taşısın.
Çünkü insan, en çok neyle uğraşıyorsa,
En sonunda ona dönüşür.
Ve unutma…
Abesle geçen bir ömür,
Fark edilmeden kaybolan en büyük nimettir.
Abesle iştigal
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar